エピソード

  • Breaking Chains: Selin's Stand Against Tradition
    2026/02/28
    Fluent Fiction - Turkish: Breaking Chains: Selin's Stand Against Tradition Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-28-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Kış soğukları hissedilmeye başlamıştı.En: The winter chill had started to be felt.Tr: Yağmurlu ve rüzgârlı bir aralık akşamında, Yeşilköy’den geçen dar ve kıvrımlı yolda bir ailenin yaşlı konağı beliriyordu.En: On a rainy and windy December evening, the old mansion of a family appeared on the narrow and winding road passing through Yeşilköy.Tr: Karın ince bir katmanla kapladığı bu yer, yıllık aile toplantısına ev sahipliği yapıyordu.En: This place, covered with a thin layer of snow, was hosting the annual family gathering.Tr: İçerideki atmosfer, dışarıdaki soğuktan farklı değildi.En: The atmosphere inside was no different from the cold outside.Tr: Sıcacık şöminenin karşısında oturan akrabalar arasında duygu ve düşünceler solgun bir kar gibi yavaşça dağılıyordu.En: Among the relatives sitting in front of the warm fireplace, emotions and thoughts were slowly dispersing like a pale snow.Tr: Selin, konak kapısından içeri girerken kısa bir oh çekti.En: Selin sighed briefly as she entered through the mansion door.Tr: Tüm zorunluluklara rağmen burada olmayı hiç istemiyordu.En: Despite all obligations, she really didn't want to be here.Tr: Düşünceleriyle boğuşurken, kalabalık arasında Burak onu karşıladı.En: While wrestling with her thoughts, Burak greeted her amidst the crowd.Tr: Burak, Selin'in ağabeyi olup geleneklerine sıkı sıkıya bağlıydı.En: Burak, Selin's brother, was deeply attached to their traditions.Tr: Her sene bu aile toplantısını düzenler, herkesin buna katılmasını sağlardı.En: Every year, he organized this family gathering and ensured that everyone participated.Tr: Ancak Selin için bu toplantılar, baskılarla dolu bir yük gibi hissettiriyordu.En: However, for Selin, these gatherings felt like a burden full of pressures.Tr: Selin, geniş salondaki kalabalıkta kendine bir sığınak ararken, birden Kemal’le göz göze geldi.En: As Selin searched for a sanctuary among the crowd in the large hall, she suddenly made eye contact with Kemal.Tr: Uzaktan akrabasıydı ama her zaman bu tür aile etkinliklerinde karşılaşırlar, kısa sohbetlerle zaman geçirirlerdi.En: He was a distant relative, but they always met at such family events and spent time with brief conversations.Tr: Kemal, çekici ve rahat tavırlarıyla daha ilk anda dikkat çekerdi.En: Kemal, with his attractive and easy-going manner, immediately drew attention from the very first moment.Tr: Aralarındaki kısa çekim, yıldırımlar kadar ani ve belirgindi.En: The brief attraction between them was as sudden and clear as lightning.Tr: Ancak Selin için bu duygular, ailesinin beklentileri ve Burak'ın kuralcılığı arasında kaybolan bir rüzgar misaliydi.En: However, for Selin, these feelings were like a wind lost among her family's expectations and Burak's strictness.Tr: Toplantının ortalarına doğru gerginlik had safhaya ulaştı.En: Towards the middle of the gathering, the tension reached its peak.Tr: Herkes masanın etrafına toplanmış, anlamsız sohbetlerin içinde kaybolmuşken, Selin nihayet sesini yükseltti.En: While everyone was gathered around the table, lost in meaningless conversations, Selin finally raised her voice.Tr: "Yeter artık!"En: "Enough already!"Tr: dedi yüksek sesle.En: she said loudly.Tr: Ortam bir anda sessizleşmişti.En: The room suddenly fell silent.Tr: Herkes şaşkınlıkla Selin'e bakıyordu.En: Everyone was looking at Selin in surprise.Tr: "Kendi hayatımı yaşamak istiyorum.En: "I want to live my own life.Tr: Biliyorum, bizim gelenekler önemli ama ben farklı olmak istiyorum," dedi Selin tüm cesaretiyle.En: I know our traditions are important, but I want to be different," she said with all her courage.Tr: Burak'a döndü.En: She turned to Burak.Tr: "Kemal bana aslında nasıl özgür olunacağını öğretti."En: "Kemal actually taught me how to be free."Tr: Kemal gözleriyle Selin'e destek verdi ve yanında durdu.En: Kemal gave her support with his eyes and stood by her side.Tr: "Biz sadece kalıpların içinde yaşamak zorunda değiliz," diye ekledi Kemal.En: "We don't have to live within the confines," added Kemal.Tr: Bu şaşırtıcı açıklama aileyi şok etmişti ama yavaş yavaş Selin'in duygularının ardındaki ağırlığı anlamaya başladılar.En: This surprising statement shocked the family, but gradually, they began to understand the weight behind Selin's feelings.Tr: Bu çıkışmanın ardından Selin, kışın soğuk yüzünü kapının dışında bırakmış, konağın içinde yeni bir sıcaklık yaratmıştı.En: After this outburst, Selin left the cold face of winter at the door, creating a new warmth inside the mansion.Tr: Artık kendi kararlarını alma ...
    続きを読む 一部表示
    17 分
  • After Hours: An Unforgettable Night at the Aquarium
    2026/02/27
    Fluent Fiction - Turkish: After Hours: An Unforgettable Night at the Aquarium Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-27-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Emir, heyecan dolu bir genç, her zaman yeni yerler keşfetmeyi seviyor.En: Emir, an excited young man, always loves discovering new places.Tr: Ancak biraz unutkandır.En: However, he's a bit forgetful.Tr: Sinem ise Emir'in iyi arkadaşı.En: Sinem is Emir's good friend.Tr: Maceralarını sever ama genellikle dikkatlidir.En: She loves adventures but is generally cautious.Tr: Bu soğuk kış gününde, Emir onu İstanbul Akvaryumu'na davet etti.En: On this cold winter day, Emir invited her to the Istanbul Aquarium.Tr: Yeni açılan denizanası sergisini kimse onları rahatsız etmeden görmek istiyordu.En: He wanted to see the newly opened jellyfish exhibit without anyone disturbing them.Tr: Sinem ise ona eşlik etmekten mutluydu ama temkinli davranmak istiyordu.En: Sinem was happy to accompany him but wanted to act cautiously.Tr: Akvaryum, geniş ve modern yapısıyla etkileyiciydi.En: The aquarium, with its spacious and modern structure, was impressive.Tr: Işıklar loş, koridorlar ise yankılanıyordu.En: The lights were dim, and the corridors echoed.Tr: Deniz canlılarının göz kamaştırıcı güzelliği altında ilerlediler.En: They proceeded under the dazzling beauty of marine life.Tr: Saatin ilerlemiş olduğunu fark etmediler.En: They didn't realize how late it had gotten.Tr: Çalışanlar günün son anonslarını yaparken, ikili henüz dalgaların ve balıkların keyfini çıkarıyordu.En: The staff were making the final announcements of the day while the duo was still enjoying the waves and fish.Tr: Vakit geçtikçe Emir, çıkış saatini düşündü ama çok geçmeden unutup denizanası sergisine daldı.En: As time went on, Emir thought about the closing time, but he soon forgot and delved into the jellyfish exhibit.Tr: Sinem onu uyardı.En: Sinem warned him.Tr: "Emir, çıkışa gitmeliyiz. Bu saatlerde içeride kalmak yasak," dedi.En: "Emir, we need to go to the exit. It's forbidden to stay inside at this time," she said.Tr: Emir, "Sadece birkaç dakika daha," diye cevap verdi.En: Emir replied, "Just a few more minutes."Tr: Yakında güvenlik anonsu duyulmuyordu.En: Soon, no security announcements could be heard.Tr: Sinem endişeliydi.En: Sinem was worried.Tr: Emir bir kapıyı daha keşfetmek istedi.En: Emir wanted to explore one more door.Tr: "Baksana, köpekbalıklarını görebiliriz!" dedi heyecanla.En: "Look, we could see the sharks!" he said excitedly.Tr: Fakat içeri adım attıklarında, yanlışlıkla alarmı çalıştırdılar.En: But when they stepped inside, they accidentally triggered the alarm.Tr: Ortalık bir anda kıyamet yerine döndü.En: The place turned into chaos in an instant.Tr: Sinem, "Sana söylemiştim!" diye bağırdı.En: Sinem shouted, "I told you so!"Tr: O an paniklediler ama bir çıkış yolu bulamadılar.En: At that moment, they panicked but couldn't find a way out.Tr: Bir süre sonra, akvaryumun güvenlik görevlisi geldi.En: After a while, the aquarium's security guard arrived.Tr: Kibar bir şekilde onları buldu ve durumlarını öğrendi.En: He found them kindly and learned their situation.Tr: "Ne yapıyorsunuz burada?" diye sordu.En: "What are you doing here?" he asked.Tr: Emir utangaçça, "Denizanası sergisine hayrandım," dedi.En: Emir, shyly, said, "I was fascinated by the jellyfish exhibit."Tr: Sinem sıkıntılı bir şekilde ekledi, "Ama çıkış saatini kaçırmışız."En: Sinem added anxiously, "But we missed the closing time."Tr: Güvenlik görevlisi onları dışarı çıkardı ve bir daha böyle dikkatli olmalarını önerdi.En: The security guard escorted them out and advised them to be more careful next time.Tr: Emir, Sinem'e dönüp gülümsedi.En: Emir turned to Sinem and smiled.Tr: "Haklıydın," dedi.En: "You were right," he said.Tr: "Bir dahaki sefere daha dikkatli olacağım."En: "I'll be more careful next time."Tr: Sinem içtenlikle gülümsedi.En: Sinem smiled sincerely.Tr: Donmuş kış gecesinde dışarı çıktılar.En: They stepped out into the frozen winter night.Tr: Bu macera Emir’e iyi bir ders olmuştu.En: This adventure had been a good lesson for Emir.Tr: Akvaryumun kapılarından ayrılırken dostça birbirlerine sarıldılar.En: As they parted ways at the aquarium doors, they hugged each other warmly.Tr: Yarın yeni bir macera için planlar yapmaya başladılar.En: They started making plans for a new adventure tomorrow.Tr: Bu kez daha akıllıca davranacaklardı.En: This time, they would act more wisely. Vocabulary Words:excited: heyecan doludiscovering: keşfetmeyiforgetful: unutkandıradventures: maceralarınıcautious: dikkatlidiraccompany: eşlik etmektenspacious: genişdim: loşechoed: yankılanıyorduproceeded: ilerledilerdazzling: göz kamaştırıcımarine: denizrealize: fark ...
    続きを読む 一部表示
    15 分
  • Ege's Aquatic Adventure: Discovering Confidence in Curiosity
    2026/02/27
    Fluent Fiction - Turkish: Ege's Aquatic Adventure: Discovering Confidence in Curiosity Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-27-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: İstanbul Akvaryumu’nda yoğun bir gün.En: It was a busy day at the İstanbul Akvaryumu.Tr: İçerideki koridorlar kalabalık, ışıklar hafif loş ve her bir akvaryumun ötesinde rengârenk deniz canlıları.En: The corridors inside were crowded, the lights slightly dim, and beyond each aquarium were colorful sea creatures.Tr: Ege, Merve ve Cem’le birlikte okul gezisine katıldı.En: Ege joined the school trip with Merve and Cem.Tr: Ege, deniz yaşamına hayran.En: Ege is fascinated by marine life.Tr: Gelecekte deniz biyoloğu olmayı düşlüyor.En: He dreams of becoming a marine biologist in the future.Tr: Ege'nin kalbi biraz daha hızlı atıyor.En: Ege's heart was beating a little faster.Tr: "Bu tanktaki balıklar çok ilginç!" diye düşündü.En: "The fish in this tank are so interesting!" he thought.Tr: Merve enerjik ve hep merakla etrafta koşturuyor.En: Merve was energetic and always running around with curiosity.Tr: “Ege, hadi anlatsana bu balıklar hakkında!” diye ısrar etti Merve.En: “Ege, come on, tell us about these fish!” she insisted.Tr: Ege, Merve'ye gülümseyip kendini topladı.En: Ege smiled at Merve and gathered himself.Tr: "Peki" dedi.En: "Okay," he said.Tr: Cem hemen araya girip esprili bir şekilde, “Ama yanlış şeyler söylerse gülmek yok!” dedi.En: Cem immediately jumped in playfully, “But if he says something wrong, no laughing!”Tr: Herkes gülümsedi.En: Everyone smiled.Tr: Cem’in esprileri, her zamanki gibi gerginliği hafifletiyordu.En: Cem's jokes, as always, eased the tension.Tr: Ege derin bir nefes aldı.En: Ege took a deep breath.Tr: “Bu tanktaki büyük balık balina köpekbalığı.En: “The big fish in this tank is a whale shark.Tr: Dünyanın en büyük balık türüdür,” dedi cesurca.En: It is the largest fish species in the world,” he said boldly.Tr: O sırada öğretmen yanlarına geldi.En: At that moment, the teacher came over.Tr: “Ege, çok güzel anlatıyorsun.En: “Ege, you’re explaining very well.Tr: Peki, bu balina köpekbalığı kaç dişi var, biliyor musun?”En: So, do you know how many teeth this whale shark has?”Tr: Ege, kendini bir anda sınanmış hissetti.En: Ege suddenly felt tested.Tr: Kalbi gümbür gümbür atıyordu ama bilgi de, heyecan da aynı anda içindeki cesareti ateşleyen bir kıvılcım gibiydi.En: His heart was pounding, but the spark of both knowledge and excitement ignited his courage.Tr: Derin bir nefes aldı ve bilgilerini hatırladı.En: He took a deep breath and recalled his information.Tr: “Balina köpekbalığının yaklaşık üç bin dişi var ama dişleri çok küçüktür!” dedi.En: “The whale shark has about three thousand teeth, but they are very small!” he said.Tr: Etrafındakiler şaşırdı.En: Those around him were amazed.Tr: Merve ve Cem ona hayranlık dolu gözlerle bakıyordu.En: Merve and Cem looked at him with admiration.Tr: Öğretmen de gülümsedi.En: The teacher smiled as well.Tr: “Harikasın Ege!En: “You’re great, Ege!Tr: Deniz yaşamına olan ilgini bariz bir şekilde göstermişsin!” dedi.En: You’ve clearly shown your interest in marine life!” she said.Tr: Ege'nin içi artık çok daha rahattı.En: Ege felt much more at ease now.Tr: Arkadaşları ve öğretmenlerinden aldığı destekle özgüveni artmıştı.En: With the support from his friends and teacher, his confidence had increased.Tr: Evet, gölgelerde kalmayı bırakıp, parlak ışıklar altında parlamak güzeldi.En: Yes, it was nice to stop staying in the shadows and shine under the bright lights.Tr: Artık, deniz yaşamı bilgisiyle arkadaşlarına ve sınıfına katkıda bulunabileceğini biliyordu.En: Now he knew he could contribute to his friends and class with his knowledge of marine life.Tr: Kendi sesine ve tutkusuna güveniyor; hayallerine daha bir emin adımlarla yaklaşıyordu.En: He trusted his voice and passion, stepping more confidently towards his dreams. Vocabulary Words:aquarium: akvaryummarine biologist: deniz biyoloğucorridors: koridorlardim: loşcreatures: canlılarfascinated: hayranenergetic: enerjikcuriosity: merakinsisted: ısrar ettiplayfully: esprilieased: hafiflettitension: gerginlikboldly: cesurcaadmiration: hayranlıksparks: kıvılcımlarignite: ateşlemeksupport: destekconfidence: özgüvencontribute: katkıda bulunmaktrust: güvenmekpassion: tutkutested: sınanmışpounding: gümbür gümbürcrowded: kalabalıkslightly: hafifgathered: topladıimmediately: hemenamazes: şaşırmakshown: göstermişshadows: gölgeler
    続きを読む 一部表示
    14 分
  • A Cup of Kindness: Brewing Warmth in a Winter Wonderland
    2026/02/26
    Fluent Fiction - Turkish: A Cup of Kindness: Brewing Warmth in a Winter Wonderland Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-26-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Emir, kahve kavurma atölyesinde çalışıyordu.En: Emir, coffee roasting atölyesi was working at the workshop.Tr: Atölye, sıcak ve davetkâr bir ortam sunuyordu.En: The workshop offered a warm and inviting environment.Tr: Kavrulan kahve çekirdeklerinin aroması her yeri sarıyordu.En: The aroma of the roasting coffee beans filled everywhere.Tr: Pencerelerden dışarı baktığında soğuk kış gününde karla kaplı sokakları görebiliyordu.En: When he looked out the windows, he could see the snow-covered streets on a cold winter day.Tr: O gün, Emir müşterilere kahve hazırlarken içeri Selin girdi.En: That day, while Emir was preparing coffee for customers, Selin entered.Tr: Selin hasta görünüyordu ve biraz endişeliydi.En: Selin looked sick and was a bit anxious.Tr: Yakındaki üniversitede öğrenciydi ve anlaşılan hastaydı.En: She was a student at a nearby university and apparently was unwell.Tr: Emir, Selin'e bir fincan sıcak kahve ikram etti.En: Emir offered Selin a cup of hot coffee.Tr: "Merhaba, nasılsın?"En: "Hello, how are you?"Tr: diye sordu.En: he asked.Tr: Selin, şikayetlerini anlatmaya başladı.En: Selin began to explain her complaints.Tr: "İlaç almam lazım ama eczane kapalı."En: "I need to get medicine, but the pharmacy is closed."Tr: Emir, Selin'in moralinin bozuk olduğunu fark etti.En: Emir noticed that Selin was feeling down.Tr: Yardım etmeye karar verdi.En: He decided to help.Tr: "Benim bir eczacı arkadaşım var.En: "I have a pharmacist friend.Tr: Onu arayabilirim.En: I can call him.Tr: Belki yardımcı olabilir."En: Maybe he can help."Tr: Telefonunu çıkardı ve arkadaşını aradı.En: He took out his phone and called his friend.Tr: Arkadaşı, problemi duyduktan sonra eczanesini kısa süreliğine açabileceğini söyledi.En: After hearing the problem, his friend said he could open his pharmacy for a short while.Tr: Emin, bunun Selin'e iyi geleceğinden emindi.En: Emir was confident that this would be good for Selin.Tr: "İyi haber, arkadaşım eczaneyi sizin için açacak," dedi Emir gülümseyerek.En: "Good news, my friend will open the pharmacy for you," said Emir, smiling.Tr: Selin şaşırmıştı ve mutlu olmuştu.En: Selin was surprised and happy.Tr: "Çok teşekkür ederim Emir, bunları benim için yapman harika."En: "Thank you so much Emir, it's wonderful that you're doing this for me."Tr: Birlikte eczaneye gittiler.En: Together, they went to the pharmacy.Tr: Kar yağışı altında yürümek soğuktu ama Selin, yardımsever birine rastladığı için rahatlamıştı.En: Walking under the falling snow was cold, but Selin felt relieved to have encountered someone helpful.Tr: Eczane açıldığında, Selin reçetesini aldı.En: When the pharmacy opened, Selin got her prescription.Tr: İlaçlarını almış olmanın rahatlığını hissetti.En: She felt the comfort of having gotten her medicine.Tr: Dönüş yolunda Selin, Emir'e minnettarlığını dile getirdi.En: On the way back, Selin expressed her gratitude to Emir.Tr: "Bazen yardıma ihtiyacım olduğunu kabul etmem gerekiyor," dedi.En: "Sometimes I need to accept that I need help," she said.Tr: Emir ise, "Arkadaşlara yardım etmek hepimize iyi gelir," diye yanıtladı.En: Emir replied, "Helping friends does us all good."Tr: Bu olay hem Emir hem de Selin için yeni bir ders olmuştu.En: This event was a new lesson for both Emir and Selin.Tr: Emir, yardımıyla birine dokunmanın mutluluğunu yaşayarak atölyeye döndü.En: Emir returned to the workshop feeling the joy of having touched someone's life with his help.Tr: Selin, bazen başkalarından yardım istemenin gerekli olduğunu anlamıştı.En: Selin realized that sometimes asking others for help is necessary.Tr: O gün, ikisi de hayatlarına katılan bu küçük ama değerli anı unutmamaya karar verdi.En: That day, both decided to remember this small but valuable moment that had been added to their lives. Vocabulary Words:roasting: kavurmaworkshop: atölyeinviting: davetkâraroma: aromaanxious: endişeliapparently: anlaşılanpharmacy: eczanedown: moralinin bozukconfident: eminprescription: reçetegratitude: minnettarlıkrelieved: rahatlamışfilling: saranstudent: öğrencimedicine: ilaçclosed: kapalıfriend: arkadaştake out: çıkardıopen: açacakgood: iyisnow-covered: karla kaplıhelpful: yardımseverencountered: rastladığımoment: ancomfortable: rahatlıkwinter: kışlesson: dersrealize: anlamaknecessary: gereklienvironment: ortam
    続きを読む 一部表示
    13 分
  • Aylin's Aromatic Reunion: Finding Clarity Over Coffee
    2026/02/26
    Fluent Fiction - Turkish: Aylin's Aromatic Reunion: Finding Clarity Over Coffee Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-26-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: İstanbul'un tarihi Beyoğlu semtinde, kışın son günleri yaşanıyordu.En: In the historic Beyoğlu district of İstanbul, the last days of winter were being experienced.Tr: Hava serin fakat güneşliydi.En: The weather was cool but sunny.Tr: Caddelerde insanlar aceleyle yürüyordu.En: People were hurriedly walking on the streets.Tr: Aylin, bir kahve kavurma atölyesine girdi.En: Aylin entered a coffee roasting workshop.Tr: İçeri girer girmez sıcaklık ve kahve kokusu onu sarmaladı.En: As soon as she stepped inside, warmth and the aroma of coffee enveloped her.Tr: Raflar, iri kahve torbalarıyla doluydu.En: The shelves were filled with large coffee bags.Tr: Eski tip kavurma makineleri, mekana nostaljik bir hava katıyordu.En: Old-fashioned roasting machines added a nostalgic atmosphere to the place.Tr: Aylin, İstanbul'a geri döner dönmez bu mekana sık uğramaya başlamıştı.En: Aylin had started to frequent this place ever since she returned to İstanbul.Tr: Düşünceli bir kadındı.En: She was a thoughtful woman.Tr: Hayatında çok şey değişmişti ve biraz kafası karışıktı.En: A lot had changed in her life, and she was a bit confused.Tr: İstanbul'da kendine bir yön arıyordu.En: She was searching for a direction for herself in İstanbul.Tr: Bu kahve atölyesi, yeni hayatında bir sığınak gibiydi.En: This coffee workshop felt like a sanctuary in her new life.Tr: Bir köşede Zeynep, kahvesini yudumlayarak kitabını okuyordu.En: In one corner, Zeynep was sipping her coffee and reading her book.Tr: Aylin, el sallayarak yanına oturdu ve kendine bir filtre kahve söyledi.En: Aylin waved and sat down next to her and ordered herself a filter coffee.Tr: Tam bu sırada, kapıdan içeri Emre girdi.En: Just at that moment, Emre walked in through the door.Tr: Emre, eski bir arkadaştı.En: Emre was an old friend.Tr: Yıllar önce dostluklarının bir şekilde yolunda gitmediği zamanlarda ayrılmışlardı.En: They had parted ways at a time when somehow their friendship wasn't going well.Tr: Aylin onu görmekten hem şaşkın hem de biraz gergindi.En: Aylin was both surprised and a bit nervous to see him.Tr: Emre'nin de kendisini fark ettiğini gördü.En: She saw that Emre had also noticed her.Tr: Aralarındaki mesafe uzun değildi.En: The distance between them wasn't long.Tr: Emre yavaşça yanlarına geldi.En: Emre slowly came over to them.Tr: "Merhaba Aylin," dedi, gülümseyerek.En: "Hello Aylin," he said, smiling.Tr: "Uzun zaman oldu."En: "It's been a long time."Tr: Aylin, biraz tereddüt ettikten sonra, "Evet, gerçekten uzun zaman olmuş," diye yanıtladı.En: After a bit of hesitation, Aylin replied, "Yes, it really has been a long time."Tr: Zeynep ortamdaki gerginliği hissederek nazikçe izin isteyip arkadaşlarına yalnız zaman bıraktı.En: Zeynep, sensing the tension in the atmosphere, politely excused herself, leaving the friends alone.Tr: Kahve aydınlığı altında, yılların ardına gizlenen duygular çözüldü.En: Under the light of the coffee, emotions hidden behind years unraveled.Tr: Aylin, içindeki karışıklığı ve Emre ile geçmişte olanları paylaşmaya karar verdi.En: Aylin decided to share her confusion and what had happened with Emre in the past.Tr: "Biliyor musun, İstanbul'a döndüm ama ne yapacağımı bilmiyorum," diye itiraf etti.En: "You know, I came back to İstanbul, but I don't know what to do," she confessed.Tr: Emre, Aylin'in içinde hissettiği belirsizliği anlayışla karşıladı.En: Emre empathized with the uncertainty Aylin was feeling inside.Tr: "O zamanlar kötü bir dönemdi," dedi içtenlikle.En: "Those were bad times," he said sincerely.Tr: "Ama burada buluşmamız belki de bir fırsattır."En: "But perhaps our meeting here is an opportunity."Tr: İkisi de içten bir şekilde, geçmişteki yanlış anlamalar hakkında konuşmaya başladılar.En: Both of them started to genuinely talk about the misunderstandings of the past.Tr: Emre, o zamanlar neden kendini geri çekmesi gerektiğini açıkladı.En: Emre explained why he had needed to pull back at that time.Tr: Bunları duyunca, Aylin kalbindeki yükün hafiflediğini hissetti.En: Upon hearing this, Aylin felt a burden lifting from her heart.Tr: Aralarındaki yanlış anlamalar sonunda çözülüyordu ve bu, Aylin için önemli bir adımdı.En: The misunderstandings between them were finally being resolved, and this was an important step for Aylin.Tr: Konuştukça Aylin farklı hissetmeye başladı.En: As they talked, Aylin began to feel different.Tr: İstanbul'daki yeni hayatı için kendini daha hazır hissetti.En: She felt more ready for her new life in İstanbul.Tr: Sonunda, onların arasında bir dostluk tohumları yeniden atıldı.En: In the end, seeds of ...
    続きを読む 一部表示
    18 分
  • Finding Roots: A Soulful Journey to Reconnection
    2026/02/25
    Fluent Fiction - Turkish: Finding Roots: A Soulful Journey to Reconnection Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-25-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Zeynep derin bir nefes aldı.En: Zeynep took a deep breath.Tr: Havanın temizliği ona huzur veriyordu.En: The cleanliness of the air was giving her peace.Tr: Aegean Coast Spiritüel Retreat'e ulaşmışlardı.En: They had arrived at the Aegean Coast Spiritüel Retreat.Tr: Zeynep burada birkaç gün geçirmekten tedirgindi.En: Zeynep was apprehensive about spending a few days here.Tr: Ailesiyle arası yıllardır mesafeliydi.En: She had been distant from her family for years.Tr: Şehir hayatının koşturmacası arasında kendini kaybetmiş hissediyordu.En: In the hustle and bustle of city life, she felt lost.Tr: Şimdi bu sahil kıyısındaki sessizlik, kalbinin sesini duymasına yardımcı olacaktı.En: Now, the silence of this seaside would help her hear the voice of her heart.Tr: Kerem ise Zeynep'ten biraz ilerde duruyordu, deniz manzarasına, zeytin ağaçlarına bakıyordu.En: Kerem, on the other hand, was standing a little ahead of Zeynep, looking at the sea view and olive trees.Tr: Kamerasını boynuna takmıştı.En: His camera was hanging around his neck.Tr: Her karesi, ailesine ve köklerine olan özlemini anlatıyordu.En: Each frame conveyed his longing for his family and roots.Tr: Kerem, Zeynep'i gördü ve yanına geldi.En: Kerem saw Zeynep and came over to her.Tr: "Burada olmak iyi gelecek. Hem sana, hem de hepimize," dedi.En: "Being here will be good for you, and for all of us," he said.Tr: Zeynep içten bir gülümsemeye zorladı kendini.En: Zeynep forced herself to smile sincerely.Tr: "Umarım öyledir, Kerem," dedi.En: "I hope so, Kerem," she said.Tr: Ama içinde, bu spiritüel ortama biraz şüpheyle yaklaşıyordu.En: But inside, she approached this spiritual environment with some skepticism.Tr: Aile ritüellerine katılmak, eski hikayeleri duymak... Bunlar onun için çok anlam ifade etmiyordu.En: Participating in family rituals, hearing old stories… These didn't mean much to her.Tr: İlk gün, meditasyonla başladı.En: The first day began with meditation.Tr: Zeynep, nefeslerine odaklanmayı ve düşüncelerini boşaltmayı denedi.En: Zeynep tried to focus on her breath and empty her thoughts.Tr: Zamanla, vücudu rahatladı.En: Over time, her body relaxed.Tr: Gün boyunca herkes bir araya geldi, yemekler yendi, sohbetler edildi.En: Throughout the day, everyone gathered, meals were eaten, and conversations were had.Tr: Kerem, her anı kamerayla yakaladı.En: Kerem captured each moment with his camera.Tr: Onun için bu görüntüler, aile geçmişlerine bir köprüydü.En: For him, these images were a bridge to their family past.Tr: Gecenin karanlığı çöktüğünde, büyük bir ateş yakıldı.En: As night fell, a big fire was lit.Tr: Zeynep, ısınmak için kendini alevlerin yakınında buldu.En: Zeynep found herself near the flames for warmth.Tr: Kerem'in önerisiyle herkes, sırayla hayatlarından bir anı anlattı.En: On Kerem's suggestion, everyone shared a memory from their lives in turn.Tr: Gözleri dolu dolu olan Kerem, dünyanın dört bir yanından getirdiği fotoğrafları gösterdi.En: With tears in his eyes, Kerem showed the photographs he brought from around the world.Tr: "Hiçbir yer burası kadar güzel değil," dedi ailesine.En: "No place is as beautiful as here," he told his family.Tr: "Ama en güzel olan sizsiniz. Hepinizi özledim."En: "But the most beautiful thing is you. I missed you all."Tr: Zeynep, Kerem'in sözlerinden etkilendi.En: Zeynep was moved by Kerem's words.Tr: Aile bireyleri sırayla duygularını paylaştıkça, içindeki şüpheler birer birer silindi.En: As family members shared their feelings one by one, her doubts gradually disappeared.Tr: Şimdi kendi anılarını anlattığında, sesinin titremesine engel olamıyordu.En: Now, when she shared her own memories, she couldn't prevent her voice from trembling.Tr: "Belki de çok uzak kaldım sizden," dedi.En: "Maybe I've kept too much distance from you," she said.Tr: "Ama burada olmak, bir anlamda eve dönmek gibi."En: "But being here feels somewhat like coming home."Tr: O gece, alevlerin yanındayken, herkesin kalbi biraz olsun hafiflemişti.En: That night, by the flames, everyone's heart felt a bit lighter.Tr: Aile, bu buluşmada birbirini yeniden keşfetti.En: The family rediscovered each other at this gathering.Tr: Sarılmalar, gülücükler, yeni anılar... Hepsi sıcak bir kucaklaşmada sona erdi.En: Hugs, smiles, new memories... It all ended in a warm embrace.Tr: Zeynep, eve dönerken, İstanbul'un kalabalığından kaçış için başka nedenlere ihtiyacı olmadığını hissetti.En: As Zeynep returned home, she felt she needed no other reasons to escape the crowds of İstanbul.Tr: Kendi kökleriyle yeniden bağ kurmak, ona düşündüğünden fazlasını vermişti.En: ...
    続きを読む 一部表示
    17 分
  • Finding Serenity: A Journey Through Snowy Fairy Land
    2026/02/25
    Fluent Fiction - Turkish: Finding Serenity: A Journey Through Snowy Fairy Land Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-25-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Serkan karla kaplanmış peribacalarının arasında yürüyordu.En: Serkan was walking among the fairy chimneys covered in snow.Tr: Serin kış rüzgarı yüzüne çarpıyordu.En: The cool winter wind was hitting his face.Tr: Burnunun ucu kızarmıştı, ama o hissetmiyordu.En: The tip of his nose was red, but he didn't feel it.Tr: Aklı daima işteydi.En: His mind was always on work.Tr: Kapadokya'daki bu ruhani inzivada huzur bulmak istiyordu.En: He wanted to find peace in this spiritual retreat in Kapadokya.Tr: Leyla ise başka bir rüyadaydı.En: Leyla, on the other hand, was in another dream.Tr: Fırçalarını almış, beyaz örtüyle kaplanmış bu masalsı diyarın resmini yapmayı hayal ediyordu.En: She had taken her brushes and was imagining painting this fairy-tale land covered with a white veil.Tr: Leyla, sabah erkenden manzarayı izleyerek kahvesini yudumladı.En: Leyla sipped her coffee early in the morning while watching the scenery.Tr: Her bir kar tanesi yumuşakça toprağa düşerken ona yeni ilham kaynakları sunuyordu.En: Each snowflake gently falling to the ground provided her with new sources of inspiration.Tr: Fakat Serkan'ın telefonu her zamanki gibi çalıyordu.En: However, Serkan's phone was ringing, as usual.Tr: Mesajlar, e-postalar... Hepsi onun kafasını meşgul ediyordu.En: Messages, emails... they were all occupying his mind.Tr: İnziva merkezinin programı doluydu.En: The retreat center's program was full.Tr: Grup meditasyonları, yoga seansları ve doğa yürüyüşleri vardı.En: There were group meditation sessions, yoga sessions, and nature walks.Tr: Ancak Serkan'ın gözü sürekli telefondaydı.En: Yet, Serkan's eyes were constantly on his phone.Tr: Leyla, onun bu durumuna biraz üzülüyordu.En: Leyla was a bit saddened by his situation.Tr: Ama o da sessizliği ve huzuru seçmek istemişti.En: But she, too, wanted to choose silence and peace.Tr: Bir gün, Leyla diğer katılımcılarla meditasyon yapmayı önerdi.En: One day, Leyla suggested meditating with the other participants.Tr: Serkan başlangıçta tereddüt etti.En: Serkan hesitated at first.Tr: Ancak, bir gün olsun telefonunu bırakmanın iyi olabileceğine karar verdi.En: However, he decided it might be good to leave his phone aside for just one day.Tr: Meditasyon seansı, bir mağarada gerçekleşti.En: The meditation session took place in a cave.Tr: Mağara karla örtülü, masalsı bir güzelliğe sahipti.En: The cave, covered in snow, had a fairy-tale beauty.Tr: Herkes gözlerini kapattı, derin nefesler aldı.En: Everyone closed their eyes, took deep breaths.Tr: Serkan başlarda huzursuzdu.En: Serkan was initially restless.Tr: Ama yavaş yavaş kalbindeki huzuru hissetmeye başladı.En: But slowly, he began to feel the peace within his heart.Tr: Aniden, önceliklerinin ne olması gerektiğine dair bir farkındalığa ulaştı.En: Suddenly, he gained an awareness of what his priorities should be.Tr: İş, hayatta her şey değildi.En: Work was not everything in life.Tr: Kendi mutluluğu ve denge de önemliydi.En: His own happiness and balance were also important.Tr: Leyla ise meditasyonda gözlerini kapattığında, sanatında yeni bir kapı açıldığını hissetti.En: As for Leyla, when she closed her eyes during meditation, she felt a new door open in her art.Tr: Bütün renkler, desenler zihninde canlandı.En: All the colors and patterns came to life in her mind.Tr: İlhamı geri gelmişti.En: Her inspiration had returned.Tr: Kendisine güveni artmıştı.En: Her confidence had increased.Tr: Meditasyon sonrası, Serkan ve Leyla mağaradan yan yana yürüdüler.En: After meditation, Serkan and Leyla walked out of the cave side by side.Tr: Serkan, "Çok ihtiyacım varmış," dedi alçak sesle.En: Serkan said softly, "I really needed this."Tr: Leyla gülümsedi, "Denge, sanırım hepimize lazım," diye cevapladı.En: Leyla smiled and replied, "I guess balance is something we all need."Tr: Serkan, iş ve dinlenme arasında bir denge kurmayı öğrendi.En: Serkan learned to establish a balance between work and rest.Tr: Leyla ise başkalarıyla farklı alanlarda çalışmanın ilhamını keşfetti.En: Leyla discovered the inspiration of working with others in different fields.Tr: İkisi de birbiriyle daha derin bir bağ kurdu.En: Both formed a deeper bond with each other.Tr: Soğuk kış günleri, içlerini ısıtan bu deneyimle anlam kazandı.En: The cold winter days found meaning with this experience that warmed their hearts.Tr: Anladı ki bazen durup karşındaki manzarayı izlemen, kendini yeniden bulmanın başlangıcı olabilir.En: They realized that sometimes stopping to watch the scenery before you can be the start of rediscovering yourself. Vocabulary Words:fairy-tale: ...
    続きを読む 一部表示
    15 分
  • Above the Clouds: Capturing Capadocia's Hidden Beauty
    2026/02/24
    Fluent Fiction - Turkish: Above the Clouds: Capturing Capadocia's Hidden Beauty Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-24-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Cappadocia sabahı.En: A Cappadocia morning.Tr: Gökyüzü bulutlu.En: The sky is cloudy.Tr: Hava soğuk ama büyüleyici.En: The weather is cold but enchanting.Tr: Yusuf nefesini buhar olarak görürken, heyecanla yanındaki arkadaşlarına baktı.En: As Yusuf saw his breath as steam, he looked at his friends with excitement.Tr: Yanında Elif ve Mert vardı.En: Beside him were Elif and Mert.Tr: Elif, çocukluk arkadaşı, yükseklikten biraz korkuyordu ama Yusuf'a destek olmak istemişti.En: Elif, his childhood friend, was a little afraid of heights but wanted to support Yusuf.Tr: Mert ise sıcak hava balonu pilotuydu.En: Mert was a hot air balloon pilot.Tr: Deneyimliydi, ama o gün hava biraz kötü görünüyordu.En: He was experienced, but that day the weather looked a bit bad.Tr: Yusuf'un elinde fotoğraf makinesi vardı.En: Yusuf had a camera in his hand.Tr: Bir fotoğraf yarışması için mükemmel kareyi çekmek istiyordu.En: He wanted to capture the perfect shot for a photography contest.Tr: En iyi manzarayı ancak bir sıcak hava balonundan çekebilirdi.En: He could only capture the best landscape from a hot air balloon.Tr: Elif biraz endişeli, "Yusuf, hava biraz tehlikeli değil mi?" dedi.En: Elif, a bit anxious, said, "Yusuf, isn't the weather a bit dangerous?"Tr: Yusuf kararlılıkla, "Bu anı kaçıramayız, Elif. Fotoğraf fantastik olacak," diye cevap verdi.En: Yusuf replied determinedly, "We can't miss this moment, Elif. The photo will be fantastic."Tr: Mert, balonun yanında durarak düşündü.En: Mert, standing by the balloon, pondered.Tr: Hava koşulları hakkında biraz endişeliydi.En: He was a bit concerned about the weather conditions.Tr: Ama Yusuf'un hevesi göz ardı edilemeyecek kadar büyüktü.En: But Yusuf's enthusiasm was too great to be ignored.Tr: Elif'e dönerek, "Merak etme, seninle olacağız," dedi.En: Turning to Elif, he said, "Don't worry, we'll be with you."Tr: Böylece, içlerinde biraz tereddütle balona bindiler.En: Thus, with a bit of hesitation inside them, they boarded the balloon.Tr: Balon havalandı.En: The balloon lifted off.Tr: İlk başta bulutlar hüsrana uğrattı.En: At first, the clouds were disappointing.Tr: Yusuf'un kalbi hızlı atıyordu.En: Yusuf's heart was racing.Tr: Elif, Yusuf'un kolunu sıkarak yanında duruyordu.En: Elif stood by, gripping Yusuf's arm.Tr: Bulutlar kalındı, gök neredeyse görünmezdi.En: The clouds were thick, the sky almost invisible.Tr: Herkes biraz sessizdi.En: Everyone was a bit silent.Tr: Ama sonra balon daha yüksek yükseldi.En: But then the balloon rose higher.Tr: Aniden bulutların üzerinde, masmavi gökyüzü ve altın sarısı bir güneş belirdi.En: Suddenly, above the clouds, a clear blue sky and a golden sun appeared.Tr: Göz kamaştırıcı bir manzara onları karşıladı.En: A dazzling view greeted them.Tr: Kapadokya'nın peribacaları parlıyordu.En: Cappadocia's fairy chimneys were shining.Tr: Yusuf, "İşte bu!" diye bağırdı ve hemen fotoğrafını çekti.En: Yusuf shouted, "This is it!" and immediately took his photo.Tr: Elif, manzaranın güzelliği karşısında korkusunu unuttu.En: Elif, overwhelmed by the beauty of the view, forgot her fear.Tr: Yükseklik yerine hazzı ve huzuru hissediyordu.En: Instead of feeling the height, she felt joy and peace.Tr: Mert ise balona yön verirken yeni bir enerji buldu.En: Mert found a new energy while steering the balloon.Tr: Başarma duygusu hepsini sarıyordu.En: The sense of achievement enveloped them all.Tr: Sonra balon yavaşça alçalmaya başladı.En: Then the balloon began to slowly descend.Tr: Yusuf'un kalbi mutlulukla doluydu.En: Yusuf's heart was filled with happiness.Tr: Fotoğraf tam istediği gibi çıkmıştı.En: The photo had turned out just as he wanted.Tr: Elif güven kazanmış, korkusunu yenmişti.En: Elif had gained confidence and overcome her fear.Tr: Mert ise yolculuğun huzurunu hissetti.En: Mert felt the peace of the journey.Tr: Yere indiklerinde, herkesin yüzünde bir gülümseme belirdi.En: When they landed, a smile appeared on everyone's face.Tr: Yusuf, Elif'e dönerek, "Sen olmasan bunu başaramazdım," dedi.En: Yusuf turned to Elif and said, "I couldn't have done it without you."Tr: Elif ise, "Senin mutluluğun beni cesaretlendirdi," dedi.En: Elif replied, "Your happiness encouraged me."Tr: Mert, "Bu tecrübe bana da çok şey öğretti. Paylaşmak güzeldi," diye ekledi.En: Mert added, "This experience taught me a lot too. It was nice to share."Tr: Kapadokya'nın soğuk kış sabahı, sıcak dostluk anılarıyla ısınmıştı.En: The cold winter morning in Cappadocia had warmed with memories of warm friendship.Tr: Yusuf nihayetinde, yolculuğa güvenmeyi öğrenmişti.En: Yusuf had ultimately learned to trust...
    続きを読む 一部表示
    16 分