エピソード

  • Secrets Beneath Snow: Love Blossoms in Cappadocia's Depths
    2026/02/17
    Fluent Fiction - Turkish: Secrets Beneath Snow: Love Blossoms in Cappadocia's Depths Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-17-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Cappadocia'da kış, kar taneleri gibi her yere ufak masallar taşıyordu.En: In Cappadocia, winter carried little tales everywhere, like snowflakes.Tr: Karla kaplı peri bacaları, beyaz örtüsüyle doğayı sessizce sarmıştı.En: The fairy chimneys, covered in snow, quietly wrapped nature in a white blanket.Tr: Bu büyülü diyar, Emir ve Leyla için bir kez daha macera demekti.En: This magical land meant adventure once more for Emir and Leyla.Tr: Emir, çantasını sırtına alıp Leyla'ya dönerek göz kırptı: "Hazır mısın?"En: Emir slung his backpack over his shoulder and winked at Leyla: "Are you ready?"Tr: Leyla, tarih tutkunu ve Kapadokya’nın gizli hazineleri hakkında bilgi dolu bir rehberdi.En: Leyla, a history enthusiast, was a guide brimming with knowledge about the hidden treasures of Cappadocia.Tr: "Hadi başlayalım.En: "Let's get started.Tr: Bu yer altı şehirlerini keşfetmek için sabırsızlanıyorum," dedi heyecanla.En: I can't wait to explore these underground cities," she said excitedly.Tr: Bugün, zemheri soğuklarını ve fırtınalı rüzgarı göze alarak yer altındaki antik şehirleri keşfe çıkmışlardı.En: Today, undeterred by the harsh cold and stormy wind, they set out to discover the underground ancient cities.Tr: Emir, blogu için fotoğraf çekmeyi ve unutulmaz anılar biriktirmeyi hedefliyordu.En: Emir aimed to take photos for his blog and gather unforgettable memories.Tr: Ancak içten içe, başka bir arzusu daha vardı: Leyla'ya hislerini anlatmak.En: But secretly, he had another desire: to express his feelings to Leyla.Tr: Dar tünellerde yürüyerek ilerlediler.En: They walked through narrow tunnels.Tr: Başlarının üstündeki kaya kubbeleri, yüzyıllardır duyulmamış sırlar fısıldar gibiydi.En: The rock domes above their heads seemed to whisper secrets unheard for centuries.Tr: Emir, göz ucuyla Leyla’ya baktı.En: Emir glanced at Leyla.Tr: "Burası inanılmaz, değil mi?En: "This place is incredible, isn't it?Tr: Tarih burada yaşıyor," dedi.En: History lives here," he said.Tr: Leyla, duvarlardaki sembolleri işaret ederek, "Bunlar bize geçmişin hikayelerini anlatıyor," dedi.En: Leyla, pointing to the symbols on the walls, said, "These tell us stories of the past."Tr: İlerledikçe, beklenmedik bir kar fırtınası çıktı.En: As they proceeded, an unexpected snowstorm arose.Tr: Emir ve Leyla, bir tünelin korumasına sığındılar.En: Emir and Leyla took refuge in the shelter of a tunnel.Tr: Tünelin loş ışığında, Emir bir fırsat yakaladığını hissetti.En: In the dim light of the tunnel, Emir felt he had an opportunity.Tr: Kalbi gürültüyle çarpıyordu.En: His heart was pounding loudly.Tr: "Leyla, söylemem gereken bir şey var," dedi.En: "Leyla, there's something I need to tell you," he said.Tr: Leyla merakla Emir’e baktı.En: Leyla looked at Emir with curiosity.Tr: "Nedir Emir?"En: "What is it, Emir?"Tr: Emir derin bir nefes aldı ve "Sana olan duygularımı saklamak istemiyorum.En: Emir took a deep breath and said, "I don't want to hide my feelings for you.Tr: Seni sadece bir arkadaş olarak değil, çok daha fazlası olarak görüyorum," dedi.En: I see you as much more than just a friend."Tr: Leyla, Emir’in gözlerindeki samimiyeti gördüğünde, yüzünde şaşkın bir gülümseme belirdi.En: When Leyla saw the sincerity in Emir's eyes, a surprised smile appeared on her face.Tr: "Ben de emir.En: "Me too, Emir.Tr: Sevginin diliyse bu, ben de uzun zamandır aynı şeyi hissediyorum," dedi.En: If this is the language of love, I've felt the same for a long time," she said.Tr: O anın sıcaklığı, dışarıdaki soğuğu bile yok saydırmıştı.En: The warmth of that moment made them forget even the cold outside.Tr: Emir ve Leyla, fırtına hafiflediğinde yeniden dışarı çıktılar.En: Emir and Leyla went back outside when the storm subsided.Tr: Yüzlerinden eksik olmayan gülümsemeyle, en unutulmaz anları fotoğraflamaya devam ettiler.En: With smiles that never left their faces, they continued to photograph the most unforgettable moments.Tr: Bu keşif, Emir için sadece bir blog yazısı değil, kalbinin derinliklerine inen bir yolculuk olmuştu.En: This discovery was more than just a blog post for Emir; it was a journey into the depths of his heart.Tr: Leyla da bu deneyimden, duygusal zarafet ve tarih bilgisine yeni bir cesaret katmış olarak döndü.En: Leyla, too, returned from this experience with newfound courage, adding emotional grace to her historical knowledge.Tr: Böylece, Kapadokya'nın karla kaplı büyüsü altında, yalnızca tarih değil, yeni bir aşk da yazılmıştı.En: Thus, under the snow-covered enchantment of Cappadocia, not only was history written, but a new ...
    続きを読む 一部表示
    16 分
  • Weaving Old Traditions with New Threads in Istanbul's Bazaar
    2026/02/17
    Fluent Fiction - Turkish: Weaving Old Traditions with New Threads in Istanbul's Bazaar Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-17-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Istanbul’un kalbi, tarihi ve büyüleyici Grand Bazaar’ın içindeyiz.En: We are in the heart of Istanbul, inside the historic and enchanting Grand Bazaar.Tr: Kış mevsimi, hafif bir rüzgarın dondurucu soğuklarını hissettiriyor.En: Winter is in the air, with a light wind making the cold feel freezing.Tr: Dükkânların üzerine kar taneleri yavaşça düşerken, içeriye girenler sıcacık çaylarla ısınmaya çalışıyorlar.En: As snowflakes slowly fall onto the shops, those entering try to warm up with hot tea.Tr: Renkli bir köşe dükkanın önünde Emre ve Zeynep bulunuyor.En: In front of a colorful corner shop stand Emre and Zeynep.Tr: İki kardeş, dedelerinden miras kalan bu küçük dükkanda, el yapımı tekstil ürünleri satıyorlar.En: These two siblings sell handmade textile products in this small shop they inherited from their grandfather.Tr: Zeynep, bilgisayarının ekranına dikkatle bakıyor.En: Zeynep is intently looking at the screen of her computer.Tr: Emre ise elinde geleneksel bir kumaş örneğiyle dükkânın içinde dolanıyor.En: Emre, on the other hand, is wandering inside the shop with a sample of traditional fabric in hand.Tr: O gün dükkanda oldukça yoğun bir konuşma geçiyor.En: That day, there is quite a significant conversation happening in the shop.Tr: "Emre, bak, sosyal medyada bir profil oluşturdum.En: "Emre, look, I created a profile on social media.Tr: Yurt dışından turistler bu şekilde ilgilenebilir," diyor Zeynep.En: This way, tourists from abroad might be interested," says Zeynep.Tr: Emre kaşlarını çatıyor.En: Emre furrows his eyebrows.Tr: "Zeynep, biz her zaman bu sokakların insanına göre çalıştık.En: "Zeynep, we've always worked for the people of these streets.Tr: El işi kalitesine önem verdik.En: We valued the quality of craftsmanship.Tr: Dijital dünya bizim yerimize ne koyabilir ki?"En: What could the digital world offer in place of that?"Tr: Zeynep içini çekiyor, sabırlı bir ses tonuyla devam ediyor.En: Zeynep sighs, continuing in a patient tone.Tr: "Haklısın, ama artık dünya değişiyor.En: "You're right, but the world is changing now.Tr: Eğer hayatta kalmak istiyorsak, adapte olmamız lazım."En: If we want to survive, we need to adapt."Tr: Emre sessiz kalıyor.En: Emre remains silent.Tr: Onun için gelenekler, el emeği ve zanaatkârlık çok önemli.En: For him, traditions, handiwork, and craftsmanship are very important.Tr: Ama Zeynep’in söylediklerini de göz ardı edemiyor.En: But he can't ignore what Zeynep is saying either.Tr: Bir gece, Zeynep gizlice dükkânın resimlerini çekiyor ve Instagram’a yüklüyor.En: One night, Zeynep secretly takes pictures of the shop and uploads them to Instagram.Tr: İki gün sonra, Zeynep’in telefonuna gelen sürekli bildirim sesleri Emre’nin dikkatini çekiyor.En: Two days later, the constant notification sounds on Zeynep's phone catch Emre's attention.Tr: Sabah olunca, dükkânın kapısında bir kuyruk.En: In the morning, there's a line at the shop's door.Tr: Zeynep mutlu bir şekilde Emre’ye bakıyor, "Gördün mü?En: Zeynep looks at Emre happily, "See?Tr: Onlar bu ürünleri internetten görmüşler."En: They've seen these products on the internet."Tr: Yabancı turistler tek tek dükkâna giriyor.En: Foreign tourists enter the shop one by one.Tr: Ellerinde Zeynep’in sosyal medya hesabındaki ürün fotoğrafları var.En: They have photos of the products from Zeynep's social media account in their hands.Tr: Emre başlangıçta paniklese de zamanla memnun oluyor.En: Initially, Emre panics, but over time he becomes pleased.Tr: Her turist, el emeği ürünlerin ne kadar güzel olduğunu, benzersizliğini anlıyor.En: Each tourist understands how beautiful and unique the handmade products are.Tr: Emre, Zeynep’in yönteminin işe yaradığını kabul etmek zorunda kalıyor.En: Emre is forced to admit that Zeynep's method works.Tr: Gün sonunda Emre derin bir nefes alıyor, "Tamam Zeynep.En: At the end of the day, Emre takes a deep breath, "Alright, Zeynep.Tr: Beraber çalışacağız.En: We'll work together.Tr: Sen internet işlerini, ben de zanaatkârlık işini öne çıkarayım."En: You handle the internet side, and I'll focus on showcasing craftsmanship."Tr: Bu işbirliği, sadece işleri büyütmekle kalmıyor, iki kardeşin birbirlerini daha iyi anlamalarını sağlıyor.En: This collaboration not only helps grow their business but also allows the two siblings to understand each other better.Tr: Geçmişi korurken, geleceğe adım atmanın en iyi yolu işte bu uyumlu çalışmadan geçiyor.En: The best way to step into the future while preserving the past is through this harmonious working relationship.Tr: Grand Bazaar’ın ...
    続きを読む 一部表示
    16 分
  • A Gift from the Heart: Discovering Love in the Grand Bazaar
    2026/02/16
    Fluent Fiction - Turkish: A Gift from the Heart: Discovering Love in the Grand Bazaar Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-16-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Kış mevsimi İstanbul'da hissedilirken, sevgililer günü yaklaşmıştı.En: As the winter season was felt in İstanbul, Valentine's Day was approaching.Tr: Ece, içindeki heyecanla birlikte Eminönü'nde otobüsten indi.En: Ece got off the bus at Eminönü with excitement in her heart.Tr: Şehir, karla kaplıydı ve herkes bir yerlere yetişme telaşındaydı.En: The city was covered in snow, and everyone was in a hurry to get somewhere.Tr: Bugün Ece'nin aklında tek bir hedef vardı: Canan için mükemmel bir hediye bulmak.En: Today, Ece had only one goal in mind: to find the perfect gift for Canan.Tr: Ece, her zaman Grand Bazaar'ın büyülü atmosferine hayran olmuştu.En: Ece had always admired the magical atmosphere of the Grand Bazaar.Tr: Çarşının rengarenk tezgahları arasında kaybolmak, farklı kültürlerden hikayeler dinlemek hoşuna giderdi.En: She enjoyed losing herself among the colorful stalls of the bazaar and listening to stories from different cultures.Tr: Ancak, bu sefer hediye bulma işinin zorlukları karşısında içten içe biraz endişeliydi.En: However, this time she was a bit anxious about the difficulties of finding a gift.Tr: Hediye, sıradan bir şey olmamalıydı.En: The gift shouldn't be something ordinary.Tr: Canan için özel, anlamlı bir parça arıyordu.En: She was looking for a special, meaningful piece for Canan.Tr: Hazır ürünlerden çok el işine değer veriyordu.En: She valued handmade items more than ready-made products.Tr: Grand Bazaar, her zamanki gibi hareketliydi.En: The Grand Bazaar was bustling as usual.Tr: Ece, kalabalık yollar arasında dikkatle ilerlerken, seyyar satıcılar ve zanaatkarların sesleri kulaklarında çınladı.En: As Ece carefully navigated through the crowded paths, the sounds of street vendors and artisans rang in her ears.Tr: Baharat kokuları, desenli halılar ve parıldayan takılar arasında Ece’nin dikkati dağılabilir, ama O pes etmeyecekti.En: Among the scent of spices, patterned carpets, and sparkling jewelry, Ece's attention could get distracted, but she would not give up.Tr: Çok sayıda benzer ürünle dolu tezgahların arasından sıyrılmak için Ece, daha az bilinen, dar ve sessiz bir sokağa girmeye karar verdi.En: To break away from the stalls filled with numerous similar products, Ece decided to enter a less known, narrow, and quiet street.Tr: Belki de burada aradığı o şeyi bulabilirdi.En: Perhaps here she could find what she was looking for.Tr: Bu arayış, sabrını sınasa da Ece, Canan için en iyisini bulmanın mutluluğuyla yoluna devam etti.En: Even though this search was testing her patience, Ece continued on her path with the joy of finding the best for Canan.Tr: Dönemeçlerden birinde, yaşlı ve güleryüzlü bir adamın önünde durduğu küçük bir standla karşılaştı.En: At one of the turns, she encountered a small stand with a smiling elderly man in front of it.Tr: İşte Yusuf.En: Here was Yusuf.Tr: Yusuf, el yapımı seramik vazolarını gururla sergiliyordu.En: Yusuf proudly displayed his handmade ceramic vases.Tr: Her biri, özenle işlenmiş ve eşsiz desenlerle süslenmişti.En: Each one was carefully crafted and adorned with unique patterns.Tr: Ece’nin gözleri hemen tek bir vazoya kilitlendi.En: Ece's eyes immediately locked onto a particular vase.Tr: İçindeki desen, Canan’ın sevdiği motiflere çok benziyordu.En: The pattern on it was very similar to the motifs Canan loved.Tr: "Ne kadar bu vazo?En: "How much is this vase?"Tr: " diye sordu Ece heyecanla.En: Ece asked excitedly.Tr: Yusuf, samimi bir gülümsemeyle fiyatını söyledi.En: Yusuf, with a sincere smile, stated the price.Tr: Ece, pazarlık yaptı ve sonunda ikisi için de adil bir fiyatta anlaştılar.En: Ece bargained and eventually they agreed on a fair price for both.Tr: Vazoyu dikkatlice paketletirken Ece, hayal ettiği gibi Canan'ı mutlu edebileceğini hissetti.En: As she had the vase carefully packaged, Ece felt she could make Canan happy just as she imagined.Tr: Bu sadece bir hediye değil, aynı zamanda bir hikayeydi.En: This was not just a gift; it was also a story.Tr: İçinde Ece'nin sevgisi ve Yusuf'un emeği vardı.En: Within it was Ece's love and Yusuf's craftsmanship.Tr: Çarşıdan çıkarken, Ece kalbinde derin bir memnuniyet hissetti.En: As she left the bazaar, Ece felt a deep satisfaction in her heart.Tr: Sabır ve özgünlük arayışının ne kadar değerli olduğunu anladı.En: She understood how valuable the pursuit of patience and originality was.Tr: O gece, karlı İstanbul sokakları arasında yürüyen Ece, kalbinin sıcaklığıyla eve dönerken, bulduğu hediyenin Canan'ın gönlüne dokunacağını biliyordu.En: That night, as Ece walked through the snowy ...
    続きを読む 一部表示
    16 分
  • Spices and Serendipity: A Love Story in Istanbul’s Bazaar
    2026/02/16
    Fluent Fiction - Turkish: Spices and Serendipity: A Love Story in Istanbul’s Bazaar Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-16-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Kış soğuk ve keskin.En: Winter is cold and sharp.Tr: İstanbul’un kalbindeki Mısır Çarşısı’nda ise bambaşka bir hava var.En: However, in the heart of İstanbul, at the Mısır Çarşısı (Spice Bazaar), there is a completely different atmosphere.Tr: Çeşit çeşit baharatların kokusu, renkler ve sesler arasında bir huzur bulur insan.En: Among the scents of various spices, colors, and sounds, one can find peace.Tr: Emir burada.En: Emir is here.Tr: Bir turist.En: A tourist.Tr: Yemek sanatına olan düşkünlüğü onu bu eşsiz diyara getirdi.En: His passion for the culinary arts brought him to this unique realm.Tr: Leyla ise çarşının diğer köşesinde.En: Leyla is in another corner of the bazaar.Tr: Bir sanatçı.En: An artist.Tr: Yeni projeleri için ilham arıyor.En: She is searching for inspiration for her new projects.Tr: Naz, çarşının neşeli ve içten esnaflarından biri.En: Naz is one of the cheerful and sincere vendors in the bazaar.Tr: Onun baharat tezgâhı en renkli ve en çok ziyaret edilen yerlerden biri.En: Her spice stall is one of the most colorful and visited places.Tr: Leyla ve Emir farkında olmadan Naz’ın tezgâhında buluşurlar.En: Leyla and Emir unknowingly meet at Naz's stall.Tr: Emir, taze zencefillerin kokusunu içine çekerken, Leyla dikkatlice baharatlarla süslenmiş kumaşlara bakıyordu.En: As Emir inhales the smell of fresh ginger, Leyla is carefully looking at the spice-adorned fabrics.Tr: Her ikisi de kendi dünyasına dalmış.En: Both are lost in their own worlds.Tr: Naz, sıcak bir gülümsemeyle onlara yaklaşır.En: Naz approaches them with a warm smile.Tr: “Ah Emir! Ah Leyla! Ne tesadüf değil mi?” der.En: “Ah, Emir! Ah, Leyla! What a coincidence, isn’t it?” she says.Tr: Emir ve Leyla, birbirlerine ilk kez göz ucuyla bakarlar.En: Emir and Leyla glance at each other for the first time.Tr: Naz, çabukça bir plan yapar.En: Naz quickly makes a plan.Tr: “Buyurun, bir çay içelim.”En: “Come, let’s have some tea.”Tr: Daveti kabul ederler, daha fazla reddedemedikleri için değil, merakla.En: They accept the invitation, not because they couldn’t refuse any longer, but out of curiosity.Tr: Naz’ın tezgâhının arkasındaki küçük masada, bu tarihte ilk defa oturuyorlardır.En: For the first time in history, they sit at the small table behind Naz's stall.Tr: Çay bardaklarından çıkan buhar, ortamı daha da ısıtır.En: The steam rising from the tea glasses warms the atmosphere further.Tr: Karşılıklı sohbet başlar.En: They start a conversation.Tr: İlkten çekingenliklerini, sonra da daha ilginç konulara geçerler.En: Initially, they overcome their shyness, and then they move on to more engaging topics.Tr: Paylaştıkları ilham kaynakları onları şaşırtır.En: The sources of inspiration they share astonish them.Tr: Emir, Leyla’nın sanat hikayelerini merakla dinler.En: Emir listens eagerly to Leyla's artistic stories.Tr: Leyla, Emir’in yemekle olan sevgi dolu ilişkisini öğrenir.En: Leyla learns about Emir's loving relationship with food.Tr: Ortak bir bağ kurulur.En: A common bond is formed.Tr: Hem yemek hem de sanat üzerine uzun saatler boyunca konuşurlar.En: They talk for hours about both food and art.Tr: Vakit geçer.En: Time passes.Tr: Çaylar soğur.En: The tea gets cold.Tr: Ama sıcak bir ilişki yavaşça filizlenmeye başlar.En: But a warm relationship slowly begins to blossom.Tr: Emir kalkarken, Leyla’ya döner ve nazikçe, “Numaramı alır mısın?” der.En: As Emir is about to leave, he turns to Leyla and gently asks, “Could you take my number?”Tr: Leyla güler, “Tabii, birbirimize çok şey ilham verebiliriz,” diye yanıtlar.En: Leyla smiles and replies, “Of course, we can inspire each other greatly.”Tr: Valentine’s Günü yakındır.En: Valentine's Day is near.Tr: İstanbul soğuktur ama içleri sıcaktır.En: İstanbul is cold but their hearts are warm.Tr: Emir ve Leyla, sadece Mısır Çarşısı’nda değil, belki de dünyanın başka bir yerinde yollarını kesiştirmek üzere sözleşirler.En: Emir and Leyla agree to cross paths again, not just at the Mısır Çarşısı, but perhaps somewhere else in the world.Tr: Öyle ki bu büyülü karşılaşma, onların dünyasına yeni birer perspektif katmıştır.En: This magical encounter has added new perspectives to their worlds.Tr: Emir, yolculuktan sadece baharatlar değil, aynı zamanda bir dostluk ve belki de yeni bir aşk da götürüyor.En: Emir takes home not just spices from his journey, but also a friendship and possibly a new love.Tr: Leyla ise, kendini işine yeni bir heyecanla adar.En: Leyla, on the other hand, dedicates herself to her work with renewed excitement.Tr: Artık ...
    続きを読む 一部表示
    16 分
  • Valentine's Day Breakthrough: Emir's Career-Defining Moment
    2026/02/15
    Fluent Fiction - Turkish: Valentine's Day Breakthrough: Emir's Career-Defining Moment Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-15-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Emir, kışın soğuk bir sabahında ofisin cam kapısından içeri girdi.En: Emir, a cold winter morning, walked through the glass door of the office.Tr: Her yer bir kar örtüsü ile kaplıydı.En: Everywhere was covered with a blanket of snow.Tr: Ofisin içi ise bambaşka bir dünyaydı; canlı renkli kalpler, çiçekler ve tatlılar her yeri süslüyordu.En: Inside the office was a completely different world; vibrant colored hearts, flowers, and sweets decorated everywhere.Tr: Bugün Sevgililer Günü'ydü.En: Today was Valentine's Day.Tr: Ancak Emir için bugünün çok farklı bir anlamı vardı.En: However, for Emir, today had a very different meaning.Tr: Bir sunum yapacaktı.En: He was going to give a presentation.Tr: Büyük bir sunum.En: A big presentation.Tr: Bu proje, belki de kariyerinde bir dönüm noktası olabilirdi.En: This project could be a turning point in his career.Tr: Emir, masasının başına geçti.En: Emir went to his desk.Tr: Bilgisayarını açtı.En: He turned on his computer.Tr: Sunum dosyalarını gözden geçirmeye başladı.En: He began reviewing his presentation files.Tr: Ama bir türlü odaklanamıyordu.En: But he couldn't focus.Tr: Her zamanki gibi, Leyla'nın enerjik sesi kulaklarında çınladı.En: As usual, Leyla's energetic voice echoed in his ears.Tr: Leyla, şirketteki en karizmatik kişiydi.En: Leyla was the most charismatic person in the company.Tr: Herkes onu tanır, onunla çalışmak isterdi.En: Everyone knew her, everyone wanted to work with her.Tr: Emir, Leyla'yı hem kıskanıyor, hem de ona karşı bir şeyler hissediyordu.En: Emir both envied and felt something for Leyla.Tr: Bu, işlerini daha da karmaşık hale getiriyordu.En: This made things even more complicated for him.Tr: Sunum vakti yaklaşıyordu.En: The time for the presentation was approaching.Tr: Emir'in içini bir endişe kapladı.En: A sense of anxiety filled Emir.Tr: Kendisini yetersiz hissetti.En: He felt inadequate.Tr: Belki Leyla’yla iş birliği yapmak iyi bir fikir olabilirdi.En: Maybe collaborating with Leyla would be a good idea.Tr: Ancak Leyla'nın kendisini gölgede bırakmasından korkuyordu.En: However, he was afraid of being overshadowed by Leyla.Tr: İş yerinde rekabet çok yoğundu.En: Competition in the workplace was very intense.Tr: Ama Emir, başka bir seçeneği olmadığına karar verdi.En: But Emir decided he had no other option.Tr: Leyla'ya gidip birlikte çalışmayı önerdi.En: He went to Leyla and suggested working together.Tr: Leyla, Emir'in önerisini duyunca gülümsedi.En: Leyla smiled when she heard Emir's proposal.Tr: "Neden olmasın?"En: "Why not?"Tr: diye cevap verdi.En: she replied.Tr: Günün geri kalanında birlikte çalışarak sunumlarını hazırladılar.En: They spent the rest of the day preparing their presentation together.Tr: Emir, Leyla'nın tecrübesinden faydalandıkça kendine olan güveni yerine geliyordu.En: As Emir benefited from Leyla's experience, his confidence was restored.Tr: Leyla'nın önerileri gerçekten etkileyiciydi ve Emir'in planını güçlendirmişti.En: Leyla's suggestions were truly impressive and had strengthened Emir's plan.Tr: Sunum zamanı geldiğinde, toplantı odası dolmuştu.En: When it was time for the presentation, the meeting room was filled.Tr: Emir sunumu başlattı.En: Emir started the presentation.Tr: Ancak bir an duraksadı, kelimeler boğazında düğümlendi.En: But for a moment, he paused, words caught in his throat.Tr: Herkesin gözleri üzerindeydi.En: All eyes were on him.Tr: Tam o sırada, Leyla yanında belirdi.En: Just then, Leyla appeared beside him.Tr: "Emir ve ben bu projede şunu başardık..." diyerek konuşmaya başladı.En: "Emir and I accomplished this in the project..." she began to speak.Tr: Emir rahatladı.En: Emir relaxed.Tr: İkili, iş birliği içinde sunumlarını tamamladılar.En: The duo completed their presentation in collaboration.Tr: Sunum bittiğinde, herkes alkışlıyordu.En: When the presentation ended, everyone was applauding.Tr: Emir, derin bir nefes aldı ve Leyla'ya baktı.En: Emir took a deep breath and looked at Leyla.Tr: "Bunu birlikte başardık," dedi.En: "We achieved this together," he said.Tr: Patronları onların başarılarını övdü ve özellikle ekip çalışmalarının etkileyici olduğunu belirtti.En: Their bosses praised their success and specifically noted that their teamwork was impressive.Tr: Emir için bu, büyük bir ders olmuştu.En: For Emir, this was a major lesson.Tr: Kendine güveni arttı ve iş birliğinin önemini anladı.En: His self-confidence increased, and he understood the importance of collaboration.Tr: Ofisten çıkarken dışarıda hâlâ kar yağıyordu.En: As he left the office, it was still snowing outside.Tr...
    続きを読む 一部表示
    16 分
  • Snowy Reflections and Heartfelt Connections in Istanbul
    2026/02/15
    Fluent Fiction - Turkish: Snowy Reflections and Heartfelt Connections in Istanbul Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-15-08-38-19-tr Story Transcript:Tr: Kışın soğuk bir sabahıydı.En: It was a cold winter morning.Tr: İstanbul'un devasa ofis binalarından birinde, camlardan dışarıya bakıldığında gri semaların altında beyaz kar taneleri yavaşça süzülüyordu.En: In one of İstanbul's massive office buildings, when looking out the windows, white snowflakes were gently falling under gray skies.Tr: Emir, elinde sıcak kahve kupası, ofisinin penceresinde durup kalabalık sokakları izliyordu.En: Emir, holding a mug of hot coffee, stood by his office window and watched the crowded streets.Tr: Gün uzun ve yoğun geçecekti.En: The day was going to be long and busy.Tr: İşini çok seviyordu ama son zamanlarda düşünceleri sıkça başka yerlere kayıyordu.En: He loved his job, but lately, his thoughts were often drifting elsewhere.Tr: Aynı şehirde başka bir noktada ise Selin, kardeşi Emir ile paylaştığı sıcak, küçük dairede, sessizliğin içinde oturuyordu.En: Elsewhere in the same city, Selin was sitting in the warmth of the small apartment she shared with her brother Emir, in silence.Tr: Evliliğinin sona ermesinin üzerinden çok zaman geçmemişti ve hâlâ kendini toparlamaya çalışıyordu.En: It hadn't been long since her marriage ended, and she was still trying to pull herself together.Tr: Emir, onun yanında olmaya çalışıyordu fakat işinin yoğunluğu sebebiyle her zaman yetemiyor hissediyordu.En: Emir was trying to be there for her, but due to the demands of his job, he often felt he couldn't be enough.Tr: Ofisin koridorunda Emir'e yaklaşan biri vardı: Nihan.En: There was someone approaching Emir in the office corridor: Nihan.Tr: Nihan, iş arkadaşları arasında sıcak ve neşeli tavırlarıyla tanınan, Emir’in yakın arkadaşıydı.En: Nihan, known among her coworkers for her warm and cheerful demeanor, was a close friend of Emir.Tr: Kalbinde gizlediği duygular, Emir'e yakınlaştıkça hızla çarpıyor, ama ona söyleyemiyordu.En: Her hidden feelings in her heart began to race as she neared Emir, but she couldn't tell him.Tr: Bugün, belki de en uygun zaman olabilirdi; sonuçta Sevgililer Günü'ydü.En: Today might just be the perfect time; after all, it was Valentine's Day.Tr: Emir günün ilerleyen saatlerinde Nihan'la birlikte bir toplantıdaydı.En: Later in the day, Emir was in a meeting with Nihan.Tr: Kendisini işine vermeye çalışırken aklının bir köşesinde Selin vardı.En: While trying to focus on his work, Selin was in the back of his mind.Tr: Derken cep telefonu titredi.En: Then his phone buzzed.Tr: Selin’den bir mesaj geldi.En: A message had come from Selin.Tr: "Emir, sana ihtiyacım var," yazıyordu.En: It read, "Emir, I need you."Tr: Emir, mesajı okurken kalbinde hafif bir sızı hissetti.En: As Emir read the message, he felt a slight pang in his heart.Tr: Hemen toplantıyı bitirip Selin'in yanına gitmesi gerektiğini biliyordu.En: He knew he had to finish the meeting and be by Selin's side immediately.Tr: Nihan, Emir'in değişen yüz ifadesini fark etti.En: Nihan noticed Emir's changed expression.Tr: "Her şey yolunda mı?"En: "Is everything okay?"Tr: diye sordu merakla.En: she asked with concern.Tr: Emir, Nihan'a dönerek, "Selin'in yanında olmam gerekiyor," dedi.En: Turning to Nihan, Emir said, "I need to be with Selin."Tr: Anlayış dolu bir gülümsemeyle Nihan, "Tabii, git onunla ol," dedi ve Emir'in kararını inanılmaz bir destekle karşıladı.En: With an understanding smile, Nihan said, "Of course, go be with her," and she supported Emir's decision tremendously.Tr: Bir saat sonra Emir, Selin'in yanında, sıcak ve küçük apartman dairesindeydi.En: An hour later, Emir was at Selin's side in the warm and small apartment.Tr: Selin ağlayarak kardeşine sarıldı.En: Selin hugged her brother, crying.Tr: Emir, oldukça yoğun bir iş gününden izin almanın doğru bir karar olduğunu anladı.En: Emir realized that taking time off from a very busy workday was the right decision.Tr: O sırada farklı hissetti; belki de uzun zamandır ilk kez doğru bir öncelik yapmıştı.En: At that moment, he felt different; perhaps, for the first time in a long time, he had made the right priority.Tr: Nihan, ertesi gün ofiste Emir’le karşılaştığında, Emir ona teşekkürü borç bilerek "Senin desteğin benim için çok önemli," dedi.En: When Nihan ran into Emir at the office the next day, Emir, feeling indebted for her support, said, "Your support is very important to me."Tr: Nihan gülümseyerek, "İstersen akşam bir kahve içebiliriz.En: Smiling, Nihan replied, "If you want, we can have a coffee this evening.Tr: Aile önemli ve ben hep buradayım," diye cevapladı.En: Family is important, and I'm always here."Tr: O günden sonra Emir, Selin'le daha ...
    続きを読む 一部表示
    16 分
  • Serendipity in the Bazaar: Love, Friendship, and New Beginnings
    2026/02/14
    Fluent Fiction - Turkish: Serendipity in the Bazaar: Love, Friendship, and New Beginnings Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-14-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Kışın soğuk bir Şubat günüydü.En: It was a cold February day in winter.Tr: Kapalıçarşı'nın tarihi koridorları, Sevgililer Günü öncesi alışveriş telaşı içinde, alışılmışın dışında bir canlılığa bürünmüştü.En: The historical corridors of the Kapalıçarşı had taken on an unusual liveliness, caught up in the shopping rush before Valentine's Day.Tr: Kimi hediyeler alıyor, kimi sadece bu renkli atmosferi soluyordu.En: Some were buying gifts, while others were simply breathing in this colorful atmosphere.Tr: Renkli lambalar, parlak kumaşlar, baharatların yoğun kokusu çarşının her köşesine yayılıyordu.En: Colorful lights, shiny fabrics, and the intense aroma of spices filled every corner of the bazaar.Tr: Ege, Kapalıçarşı'ya annesine benzersiz bir hediye bulmak için gelmişti.En: Ege had come to the Kapalıçarşı to find a unique gift for his mother.Tr: Tarih öğrencisi olarak, her zaman geçmişe ve nesnelerin hikayelerine meraklıydı.En: As a history student, he was always curious about the past and the stories behind objects.Tr: Fotoğraf makinesi boynunda, çarşıdaki anları ölümsüzleştirirken huzur buluyordu.En: With his camera around his neck, he found peace while capturing moments in the bazaar.Tr: Her adımda, farklı bir hikaye keşfedeceğini biliyordu.En: With each step, he knew he would discover a different story.Tr: Meral ise çarşının bir başka köşesinde, Sevgililer Günü için hazırlayacağı özel çiçek aranjmanları için ilham arıyordu.En: Meral, on the other hand, was in another corner of the bazaar looking for inspiration for the special flower arrangements she was preparing for Valentine's Day.Tr: En güzel çiçekleri bulup, onları nasıl düzenleyeceğini düşünüyordu.En: She was thinking about how to arrange the most beautiful flowers she could find.Tr: Çiçekler kadar renkli ve canlı bir ruhu vardı.En: She had a spirit as colorful and lively as the flowers.Tr: İleride bir gün dünyadaki ünlü sanat müzelerini gezmeyi hayal ediyordu.En: She dreamed of one day visiting the world's famous art museums in the future.Tr: Selim ise, çarşının bir diğer köşesinde, sattığı takılara bakıyor ve zaman zaman eski sevgilisi Meral'i düşünüyordu.En: Selim was in yet another corner of the bazaar, looking at the jewelry he was selling and occasionally thinking of his ex-girlfriend Meral.Tr: Bir gün onunla yeniden bir araya gelmeyi umut ediyordu, ama bugün onları izlemekle yetiniyordu.En: He hoped to reunite with her one day, but for today, he was content with watching her from afar.Tr: Ege ve Meral, aynı dükkanda aynı anda buluşunca, aralarında ilginç bir konuşma başladı.En: When Ege and Meral found themselves in the same shop at the same time, an interesting conversation began between them.Tr: Ege, Meral'a annesi için mükemmel hediyeyi nasıl bulabileceğini sordu.En: Ege asked Meral how he could find the perfect gift for his mother.Tr: Meral ise farklı bir öneride bulundu ve Ege'nin tarzından pek hoşlanmadı.En: Meral offered a different suggestion and wasn't too fond of Ege's style.Tr: Bununla birlikte, birbirlerine yardım etmeye karar verdiler, farklı zevklerine rağmen.En: Nevertheless, they decided to help each other, despite their differing tastes.Tr: Beraber farklı tezgâhlarda dolaşırken, hem Ege hem de Meral, birbirlerinin beklentilerinden farklı, ama heyecan verici bir arkadaşlık kurdu.En: As they wandered together through different stalls, both Ege and Meral formed an exciting friendship that was different from what each expected.Tr: Konuştular, güldüler ve paylaştılar.En: They talked, laughed, and shared.Tr: Ege’nin tarih tutkusu, Meral’ın sanata olan ilgisini tetikledi.En: Ege's passion for history sparked Meral's interest in art.Tr: İkisi de hayallerinden ve korkularından söz ederken, aralarındaki bağın güçlü olduğunu hissettiler.En: As they spoke about their dreams and fears, they felt the bond between them was strong.Tr: Akşam olduğunda, çarşının çıkışında birbirlerine telefon numaralarını verdiler.En: By evening, at the exit of the bazaar, they exchanged phone numbers.Tr: Hem Ege, hem de Meral, bu beklenmedik günün onları ne kadar mutlu ettiğini fark ettiler.En: Both Ege and Meral realized how happy this unexpected day had made them.Tr: Selim, bir köşeden onları seyrediyor ama Meral'in kendi yolunu bulmasını istiyordu.En: Selim was watching them from a corner, but he wanted Meral to find her own path.Tr: Ege artık daha açık fikirliydi.En: Ege was now more open-minded.Tr: Meral ise bazı en güzel anların plansız olduğunu gördü.En: Meral saw that some of the best moments were ...
    続きを読む 一部表示
    16 分
  • Winter's Blossoms: A Love Story Beyond Seasons
    2026/02/14
    Fluent Fiction - Turkish: Winter's Blossoms: A Love Story Beyond Seasons Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-14-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Soğuk kış sabahı, Zehra yavaşça çiftliğin kapısından içeri girdi.En: On a cold winter morning, Zehra slowly entered through the farm's gate.Tr: Ayaklarının altında ezilen yaprakların hışırtısı, kafasındaki düşünceleri bastırıyordu.En: The crunching of leaves under her feet suppressed the thoughts in her head.Tr: Etraf, kışa münhasır bir sessizlikle kaplıydı.En: The surroundings were enveloped in a tranquility unique to winter.Tr: Çiçekler ise, beklenen yazı hatırlatan küçük bir umut ışığı gibiydi.En: The flowers, meanwhile, were like a small glimmer of hope, reminding of the awaited summer.Tr: "Merhaba, hoş geldiniz!En: "Hello, welcome!"Tr: " diye neşeyle seslendi Ayşegül, çiftlik sahibi.En: exclaimed Ayşegül, the farm owner, cheerfully.Tr: Başında kocaman bir örgülü atkı, yüzünde sıcak bir gülümseme vardı.En: She wore a large knitted scarf and had a warm smile on her face.Tr: Zehra ile göz göze geldiğinde, Ayşegül'ün gözleri parladı, "Ne arıyorsunuz?En: When she met Zehra's gaze, Ayşegül's eyes sparkled, "What are you looking for?"Tr: "Zehra, "Sevgililer Günü için özel bir şey arıyorum.En: Zehra replied, "I'm looking for something special for Valentine's Day.Tr: Birine duygularımı anlatmak istiyorum," dedi, sesi hafifçe titreyerek.En: I want to express my feelings to someone," her voice quivering slightly.Tr: Emre de aralarına katıldı, elleri cebinde, etrafına bakarken, "Belki az bulunur bir şeyler vardır," diye önerdi.En: Emre joined them, his hands in his pockets, looking around.Tr: O, Zehra'nın çiçek sevgisini yakından tanıyordu.En: "Maybe there are some rare things here," he suggested.Tr: Ancak kışın ortasında, çiçekler sınırlıydı.En: He knew of Zehra's love for flowers closely.Tr: Renkler solgundu, tomurcuklar ise temkinliydi.En: But in the middle of winter, flowers were limited.Tr: Zehra bir an için umutsuzluğa kapıldı.En: The colors were faded, and the buds were cautious.Tr: Ama Emre'nin varlığı ona cesaret veriyordu.En: For a moment, Zehra despaired.Tr: Ayşegül, her zamanki neşesiyle onları farklı bir köşeye yönlendirdi.En: But the presence of Emre gave her courage.Tr: "Burada işinize yarayacak bir şeyler olabilir," dedi ve Zehra'ya nazikçe işaret etti.En: Ayşegül, with her usual brightness, directed them to a different corner.Tr: Zehra, taç yapraklarının renkleri hâlâ cılız olan birkaç çiçeğe baktı.En: "There might be something useful for you here," she said, nodding gently towards Zehra.Tr: Yapraklar arasında, kışa dair bir hikaye anlatan küçük tomurcuklar vardı.En: Zehra looked at a few flowers whose petal colors were still faint.Tr: Gözlerini çiçeklerin arasında gezdirdiğinde, kalbinin derinliklerindeki kelimeler birer birer şekil bulmaya başladı.En: Among the leaves were small buds telling a story of winter.Tr: "Emre, Ayşegül," dedi kararlı bir sesle, "Kış çiçeklerinin kendi güzelliği var.En: As her eyes wandered among the flowers, words from the depths of her heart began to take shape one by one.Tr: Belki de söylemek istediğim şeyi, en güzel onlar anlatabilir.En: "Emre, Ayşegül," she said in a determined voice, "Winter flowers have their own beauty.Tr: "Emre gülümsedi.En: Maybe they can express what I want to say most beautifully."Tr: "Cesaretin cesaret verici, Zehra," dedi.En: Emre smiled.Tr: Ayşegül, çiçeklerden bir buket oluştururken, Zehra başında durdu, özenle seçilen her yaprağa anlam yükledi.En: "Your bravery is inspiring, Zehra," he said.Tr: Her tomurcuk, her yaprak, her küçük çiçek Zehra'nın yüreğinde yeni bir umut köprüyor, konuşamadığı kelimeleri dile getiriyordu.En: As Ayşegül created a bouquet from the flowers, Zehra stood by, imbuing each carefully selected leaf with meaning.Tr: Sonunda, elinde farklı tonlardan oluşan, benzersiz bir buket vardı.En: Each bud, each leaf, each little flower bridged new hope in Zehra's heart, voicing the words she couldn't speak.Tr: Kırmakta olan tomurcuklar ve yeşil yapraklar, kışın ortasında gizlenen güzelliği hayal ettiriyordu.En: Finally, she held in her hand a unique bouquet of varying shades.Tr: Teşekkür ederek çiçek çiftliğinden ayrıldığında, Zehra'nın yüreğinde hafif bir güneş açtı.En: The budding flowers and green leaves conjured the hidden beauty of winter.Tr: O günü, çiçeklerin zarif dokunuşu ve arkadaşlarının desteği sayesinde, kalbindeki huzursuzluk dağılmıştı.En: As she left the flower farm with thanks, a light sun rose in Zehra's heart.Tr: Zehra artık biliyordu;En: Thanks to the gentle touch of the flowers and her friends' support, the unease in her heart had dispersed that day.Tr: ...
    続きを読む 一部表示
    17 分