エピソード

  • Love, Roars, and Prehistoric Magic: A Valentine’s Day Adventure
    2026/02/07
    Fluent Fiction - Turkish: Love, Roars, and Prehistoric Magic: A Valentine’s Day Adventure Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-07-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Kışın soğuk bir Şubat günüydü ve bütün şehir kar altındaydı.En: It was a cold February day in winter, and the entire city was under snow.Tr: Erdem, Sevgililer Günü'nde Yasemin için özel bir şey yapmak istiyordu.En: Erdem wanted to do something special for Yasemin on Valentine’s Day.Tr: Yasemin için doğal tarih müzesinde bir macera planladı.En: He planned an adventure for Yasemin at the natural history museum.Tr: İlginç bir define avıydı bu.En: It was an interesting treasure hunt.Tr: Erdem, Yasemin'in böyle şeyleri sevdiğini biliyordu.En: Erdem knew that Yasemin loved things like this.Tr: Müze, devasa iskeletleriyle kocaman salonlarda ziyaretçilerin meraklı bakışları arasında dolup taşıyordu.En: The museum was bustling with visitors wandering through the vast halls, gawking at the giant skeletons.Tr: Erdem ve Yasemin, kalabalığın arasından geçerek en dikkat çekici sergiye ulaştılar: Dinozorlar.En: Erdem and Yasemin made their way through the crowd to the most striking exhibit: the dinosaurs.Tr: İskeletler tavan kadar yükseliyordu.En: Skeletons rose up to the ceiling.Tr: Dev dinozor kafatasları, etrafa ilgiyle bakan çocuklar ve yetişkinlerin gözlerini büyülüyordu.En: Giant dinosaur skulls captivated the eyes of curious children and adults alike.Tr: "Erdem, bu dinozorlardan biriyle selfie çekmemiz lazım!" dedi Yasemin, keşfe merakla atıldı.En: "Erdem, we need to take a selfie with one of these dinosaurs!" said Yasemin, eagerly embarking on the exploration.Tr: Erdem, müzenin bir köşesine yaslanmış, geliştirdiği plana odaklanmıştı.En: Erdem leaned against a corner of the museum, focused on his plan.Tr: Bir düşündü, "Yasemin, hadi şu haritaya bakalım.En: He thought for a moment, "Yasemin, let’s take a look at this map.Tr: Av için ilk ipucu dinozor maketlerinin arasında." Yasemin heyecanla elinden haritayı aldı ve dinozorların arasında gezmeye başladı.En: The first clue for the hunt is among the dinosaur models." Yasemin took the map enthusiastically and began to wander among the dinosaurs.Tr: Her şey yolunda gidiyordu, ancak Yasemin bir heykelin yanında durduğunda yanlışlıkla bir düğmeye bastı.En: Everything was going smoothly, but when Yasemin stopped beside a statue, she accidentally pressed a button.Tr: Aniden büyük bir mekanik gürültü duyuldu.En: Suddenly, a loud mechanical noise was heard.Tr: Dinozorun kafası hareket etmeye başlamıştı.En: The dinosaur’s head had started to move.Tr: Yasemin ve Erdem şaşkınlık ve hafif bir panikle etrafına bakındılar.En: Yasemin and Erdem looked around in surprise and slight panic.Tr: Ardından üst kattaki bir başka dinozor kükremeye başladı.En: Then another dinosaur on the upper floor started roaring.Tr: Müze bir an için Jurassic Park'a dönüşmüştü.En: For a moment, the museum had turned into Jurassic Park.Tr: Gelen ziyaretçiler şaşkınlıkla dinozorları izlerken, güvenlik görevlileri kalabalık arasında devriyeye çıkmıştı.En: As visitors watched the dinosaurs in amazement, security guards began patrolling through the crowd.Tr: Erdem derin bir nefes aldı, "Tamam, Yasemin.En: Erdem took a deep breath, "Alright, Yasemin.Tr: Bu durumu avantaja çevireceğiz.En: We’ll turn this situation into an advantage.Tr: Herkes bu gösteriyi seviyor."En: Everyone loves this show."Tr: Yasemin ise kahkahalarla, "Buna bayılıyorum!En: Yasemin, laughing, said, "I love it!Tr: Hadi, gösteriyi biz yönlendirelim!" dedi.En: Let's steer the show!"Tr: İkisi, dinozorların arasında dans ederek, patlayan müzik ve dinozor sesleri eşliğinde adeta bir performans sergiliyorlardı.En: The two of them danced among the dinosaurs, performing to the sound of blasting music and dinosaur noises.Tr: Müze görevlileri nihayet geldiğinde, seyirci gülmekten kendilerini alamıyordu.En: When the museum staff finally arrived, the audience couldn’t stop laughing.Tr: Görevlilerden biri, "Bunu inanılmaz bulduk!En: One of the staff, smiling, said, "We found this incredible!Tr: Tekrar yapmak ister misiniz?" dedi gülümseyerek.En: Would you like to do it again?"Tr: Erdem ve Yasemin birbirlerine şaşkın ama mutlu baktılar.En: Erdem and Yasemin looked at each other, both surprised and happy.Tr: Görevliler onları kutladı ve gelecekteki ziyaretler için ücretsiz giriş teklif etti.En: The staff congratulated them and offered free entry for future visits.Tr: O gün, dinozorlar arasında geçen macera ikisi için unutulmaz olmuştu.En: That day, the adventure among the dinosaurs became unforgettable for the two of them.Tr: Erdem, spontane olmanın ne kadar eğlenceli olabileceğini öğrenmişti.En: Erdem learned how much fun being spontaneous ...
    続きを読む 一部表示
    16 分
  • When Ancient Artifacts Ignite a New Connection
    2026/02/07
    Fluent Fiction - Turkish: When Ancient Artifacts Ignite a New Connection Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-07-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: İstanbul Arkeoloji Müzeleri, kış mevsiminin dingin ışığıyla aydınlanmış, zamanın izlerini taşıyan taş oymalar ve antik eserlerle doluydu.En: The İstanbul Arkeoloji Müzeleri, lit by the tranquil light of winter, was filled with stone carvings bearing the marks of time and ancient artifacts.Tr: Sergi açılışı için gelen insanlar, geçmişin büyüsüne kapılmış, dikkatle sergileri inceliyordu.En: People who had come for the exhibition opening were captivated by the charm of the past, carefully examining the displays.Tr: Emir içeri girdiğinde, kalabalığın içinde kendini kaybedenlerden biri olmaktan korkuyordu.En: When Emir entered, he feared becoming one of those lost in the crowd.Tr: Ancak, merak duygusu ona eşlik ediyordu.En: Yet, curiosity accompanied him.Tr: İçinde bir yerlerde bu serginin, tarihi keşfetme tutkusunu paylaşacağı biriyle tanışmasına yardım edebileceğini umuyordu.En: Somewhere inside, he hoped this exhibition might help him meet someone who shared his passion for discovering history.Tr: Leyla ise, profesyonel fotoğraf makinesi omzunda, serginin her detayını yakalamaya çalışıyordu.En: As for Leyla, with her professional camera slung over her shoulder, she was trying to capture every detail of the exhibition.Tr: Müzenin atmosferi, fotoğraf projesi için mükemmel malzeme sunuyordu.En: The museum's atmosphere offered perfect material for her photography project.Tr: Anlıktı; taşların dokusu, tarihî eserlerin suskunluğu, çapraz ışıkların yarattığı oyunlar… Leyla'nın dikkati bu detaylarda yoğunlaştığından, etrafındaki insan kalabalığını neredeyse fark etmiyordu.En: It was instantaneous; the texture of the stones, the silence of the historical artifacts, the play of cross lights... Because Leyla's attention was so focused on these details, she hardly noticed the crowd around her.Tr: Emir, müze salonlarının birinde, Leyla'nın fotoğraf çektiğini gördü.En: Emir saw Leyla taking photos in one of the museum halls.Tr: Leyla’nın müze içinde sergilenen, kadim zamanlardan kalmış eserlerle nasıl da uyum içinde çalıştığına hayran kaldı.En: He admired how Leyla worked in harmony with the artifacts from ancient times on display in the museum.Tr: Öte yandan, Emir'in içinde bir çekingenlik vardı.En: On the other hand, Emir felt a sense of shyness.Tr: Yeni insanlarla iletişime geçmek genelde onun için pek kolay değildi.En: Communicating with new people was generally not easy for him.Tr: Ancak, Leyla'nın fotoğraf makinesi ve işine duyduğu yoğun konsantrasyon, Emir'in ilgisini çekti ve sonunda cesaretini toplayarak yanına yaklaştı.En: However, Leyla's camera and her intense concentration on her work piqued Emir's interest, and he finally mustered up the courage to approach her.Tr: "Dikkatimi çeken kareler var mı?"En: "Have you captured any frames that caught your attention?"Tr: dedi.En: he asked.Tr: Leyla başını kaldırıp gülümsedi, "Evet, tarih her zaman büyüleyici değil mi?"En: Leyla looked up and smiled, "Yes, history is always fascinating, isn't it?"Tr: Konuşmaları kısa süre içinde derinleşti.En: Their conversation soon deepened.Tr: Emir, Leyla’nın fotoğraflarıyla yakalamaya çalıştığı hikayeleri merak ediyordu, Leyla ise Emir’in tarihi ilgisine ve bilgisinin derinliğine hayran kalmıştı.En: Emir was curious about the stories Leyla tried to capture with her photographs, and Leyla admired Emir's interest in history and the depth of his knowledge.Tr: İkisi de, aralarındaki ortak tutkuyu fark ederek, sergi hakkında daha fazla konuştular.En: Both, realizing their shared passion, talked more about the exhibition.Tr: Lezzetli sohbetin ardından, Emir bir cesaret gösterdi ve tereddütsüz bir şekilde "Bu sergiyi birlikte daha fazla gezmeye ne dersin?En: After the delightful conversation, Emir showed courage and said without hesitation, "How about we explore more of this exhibition together?Tr: Belki birlikte başka keşifler de yaparız," dedi.En: Maybe we'll make other discoveries too."Tr: Leyla, tekliften memnun bir şekilde, "Harika olur!En: Leyla, pleased with the offer, replied, "That would be great!Tr: Hem daha fazla fotoğraf çekmek istiyorum," diye cevapladı.En: Besides, I want to take more photos."Tr: Gün batmaya yaklaşırken, serginin son bölümlerini birlikte incelediler.En: As the day approached sunset, they examined the last sections of the exhibition together.Tr: Müze kapanana kadar konuşmaya, keşfetmeye ve gülüşmeye devam ettiler.En: They continued talking, exploring, and laughing until the museum closed.Tr: Çıkışta, birbirlerine iletişim bilgilerini verip yeniden buluşmayı planladılar.En: Upon leaving, they exchanged ...
    続きを読む 一部表示
    17 分
  • A Rare Blossom and Life Lessons at Emirgan Parkı
    2026/02/06
    Fluent Fiction - Turkish: A Rare Blossom and Life Lessons at Emirgan Parkı Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-06-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Emir, Leyla ve Fatma öğretmen büyük bir heyecanla Emirgan Parkı'na doğru yola çıkmışlardı.En: Emir, Leyla and Fatma öğretmen set out towards Emirgan Parkı with great excitement.Tr: Yaşanan kış soğuğuna rağmen, parkın güzelliği heyecanlarını artırıyordu.En: Despite the winter cold, the beauty of the park heightened their excitement.Tr: Emirgan Parkı kışın bile yeşil kalan ağaçları ve sakin yürüyüş yollarıyla dikkat çekiyordu.En: Emirgan Parkı was notable even in winter for its evergreen trees and serene walking paths.Tr: Fatma öğretmen, öğrencilerini sırayla saydıktan sonra parka giriş yaptı.En: After counting her students one by one, Fatma öğretmen entered the park.Tr: Emir, çantasında taşıdığı eski bir botanik kitabında okuduğu nadir bir çiçeği bulma hayaliyle parka bakıyordu.En: Emir was looking around the park, dreaming of finding a rare flower he had read about in an old botany book he carried in his bag.Tr: Leyla ise fotoğraf makinesini hazırlamış, parkta çekeceği kareleri düşünüyordu.En: Meanwhile, Leyla had prepared her camera, thinking about the shots she would take in the park.Tr: Fatma öğretmen ise sınıfın lideriydi, her şeyi kontrol altında tutmaya çalışıyordu.En: Fatma öğretmen was the leader of the class, trying to keep everything under control.Tr: Günden güne soğuk olsa da, parkın huzur veren havası herkesin içini ısıtıyordu.En: Even though the days were cold, the tranquil atmosphere of the park warmed everyone's hearts.Tr: Emir, Fatma öğretmenin "Gruptan ayrılmayın" uyarılarını aklında tutarak plan yapıyordu.En: Emir kept in mind Fatma öğretmen's warning, "Don't stray from the group," as he made plans.Tr: Emir, Leyla'ya dönüp, "O nadir çiçeği bulabiliriz.En: He turned to Leyla and asked, "We might find that rare flower.Tr: Ama nasıl gruptan ayrılmadan gideriz?"En: But how do we go there without leaving the group?"Tr: Leyla gülümseyerek, "Gezimizi bu kadar bekledim.En: Leyla smiled and said, "I have been waiting for this trip for so long.Tr: Birlikte parkı keşfedelim, fırsat kaçmaz," dedi.En: Let's explore the park together; the opportunity won't be missed."Tr: Grup, yavaş yavaş parkın bilindik bölgelerinde ilerlemeye başladı.En: The group started to slowly progress through the known areas of the park.Tr: Emir, diğerlerinden çok uzaklaşmadan, kenarlarda ve gizemli patikalarda dolaşmayı önerdi.En: Emir suggested wandering around the edges and mysterious paths without getting too far from the others.Tr: Bu sırada Leyla güzel manzaraların fotoğraflarını çekiyordu.En: Meanwhile, Leyla was taking photos of the beautiful scenery.Tr: Fatma öğretmen uyanıktı ama gençlerin ne kadar meraklı olduğunun da farkındaydı.En: Fatma öğretmen was alert but also aware of how curious the youths were.Tr: Bir süre sonra Emir'in keskin gözleri ileride sıra dışı bir renk fark etti.En: After a while, Emir's keen eyes noticed an unusual color ahead.Tr: İçgüdüleri bunun aradığı çiçek olabileceğini söylüyordu.En: His instincts told him this could be the flower he was looking for.Tr: Fakat çiçek hafifçe işaretlenmiş bir bölgenin içindeydi.En: However, the flower was within a slightly marked-off area.Tr: Emir bir an duraksadı, kuralları ihlal etmemesi gerektiğini biliyordu.En: Emir hesitated for a moment, knowing he shouldn’t break the rules.Tr: Ama tutkusu da güçlüydü.En: But his passion was strong.Tr: Emir dürtülerini kontrol etmeye çalışarak, Fatma öğretmene yaklaşmaya karar verdi.En: Trying to control his impulses, Emir decided to approach Fatma öğretmen.Tr: Yanına gidip, "Sanırım o kitaptaki nadir çiçeği buldum," dedi heyecanla.En: He went to her and said excitedly, "I think I found that rare flower from the book."Tr: Fatma öğretmen onun dürüstlüğünü takdir ederek, "Tamam, ama hep birlikte ve dikkatlice gideceğiz," diye yanıtladı.En: Fatma öğretmen, appreciating his honesty, replied, "Alright, but we'll go together and carefully."Tr: Tüm sınıf dikkatli adımlarla çiçeğin yanına ilerledi.En: The entire class cautiously approached the flower.Tr: Gerçekten de Emir'in bulduğu çiçek kitaptaki gibi nadir bir türdü.En: Indeed, the flower Emir found was a rare species like the one in the book.Tr: Herkes hayranlıkla bakarken, Leyla anı ölümsüzleştirdi.En: Everyone looked on in admiration while Leyla captured the moment.Tr: O gün Emir önemli bir şey öğrendi.En: That day, Emir learned something important.Tr: Kendi tutkularının peşinden koşarken kurallara uymak ve otoriteye saygı göstermek de önemliydi.En: While pursuing his passions, it was also important to abide by the rules ...
    続きを読む 一部表示
    16 分
  • Emirgan Parkı: A Dance of Winter Laughter and Spontaneity
    2026/02/06
    Fluent Fiction - Turkish: Emirgan Parkı: A Dance of Winter Laughter and Spontaneity Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-06-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Kış mevsimi Emirgan Parkı'nın huzurlu atmosferinde dolaşan bir grup insan... Serin hava hafif bir rüzgarla yıkanırken, etraf cıvıl cıvıl kuş sesleriyle doluydu.En: A group of people walking in the peaceful atmosphere of Emirgan Parkı during the winter season...Tr: Ağaçların dalları çıplak olsa da, parkın güzelliği hâlâ göz kamaştırıyordu.En: The cool air was washed by a slight breeze, and the surroundings were filled with the lively sounds of birds.Tr: Emre, arkadaşları Leyla ve Serkan'la birlikte parkta yürüyordu.En: Although the branches of the trees were bare, the beauty of the park was still dazzling.Tr: Leyla'nın yanına sokulup onu güldürmeye çalışıyordu.En: Emre was walking in the park with his friends Leyla and Serkan.Tr: Emre, Leyla'nın parlak gülüşüne hayrandı.En: He was cuddling up to Leyla and trying to make her laugh.Tr: Bugün onu etkilemek istiyordu.En: Emre was enamored with Leyla's bright smile.Tr: Serkan ise arada bir Emre'ye fısıldayarak önerilerde bulunuyordu, "Bak Emre, cesur olmalısın," dedi.En: He wanted to impress her today.Tr: Birden Emre, yaşlılardan oluşan bir grubun Tai Chi yaptığını fark etti.En: Serkan, on the other hand, occasionally whispered suggestions to Emre, saying, "Look Emre, you have to be brave."Tr: "İşte bu!"En: Suddenly, Emre noticed a group of elderly people doing Tai Chi.Tr: dedi kendi kendine.En: "That's it!"Tr: "Leyla spontane olduğu için beni beğenir."En: he said to himself.Tr: Hemen yaşlı grubuna doğru yürüdü.En: "Since Leyla likes spontaneity, she will like me."Tr: Leyla ve Serkan şaşkınlıkla onu izliyordu.En: He immediately walked towards the group of elderly people.Tr: Emre, zarif bir tavırla esneme hareketlerine başladı.En: Leyla and Serkan watched him with surprise.Tr: Grup lideri yaşlı kadın, Emre'nin çabalarını fark etti ama hiç bozuntuya vermedi.En: Emre began stretching gracefully.Tr: Ancak Emre'nin hareketleri gittikçe daha da garipleşiyordu.En: The group leader, an elderly woman, noticed Emre's efforts but did not react.Tr: Bir süre sonra, diğerlerine uyum sağlama çabası tuhaf bir dansa dönüştü.En: However, Emre's movements became increasingly strange.Tr: Emre, dikkatleri üzerine çektiğini fark ettiğinde daha da heveslendi ve Tai Chi hareketlerini abartarak yaptı.En: After a while, his attempt to keep up with the others turned into a peculiar dance.Tr: Sıra beyaz kuğu adı verilen hareketle eğilmeye gelince, Emre dengesini kaybedip bir anda parkın sığ havuzuna adım attı.En: When Emre realized he was drawing attention, he got even more enthusiastic and exaggerated his Tai Chi movements.Tr: Soğuk suyun sıçraması onu anında kendine getirdi.En: When it was time to perform a move called the white swan, Emre lost his balance and suddenly stepped into the park’s shallow pool.Tr: Etrafta kahkahalar yankılanıyordu.En: The splash of cold water snapped him back to reality.Tr: Leyla ise bu duruma en çok gülen oldu.En: Laughter echoed around.Tr: Emre'nin yüzündeki şaşkınlık da görülmeye değerdi.En: Leyla was the one who laughed the most at the situation.Tr: Emre, kendine gelip ayağa kalktığında Leyla ona doğru koşarak, "Sana katılacağım!"En: The expression of surprise on Emre's face was worth seeing.Tr: diyerek elindeki eşyaları kenara koyup suya atladı.En: As Emre came to his senses and stood up, Leyla ran towards him, saying, "I will join you!"Tr: Su içindeki bu eğlenceli kargaşa, parktaki herkesin yüzüne bir tebessüm kondurdu.En: and put her belongings aside to jump into the water.Tr: Emre, şimdi başka tür bir cesaretle doluydu.En: This amusing chaos in the water put a smile on everyone’s face in the park.Tr: Leyla'nın yanında, suyun içinde dans ederken, kendi hatalarını ve kendini sevmenin ne kadar güzel olduğunu anladı.En: Emre, now filled with a different kind of courage, realized how wonderful it was to embrace his mistakes and himself while dancing in the water beside Leyla.Tr: Gülüşler ve su sıçratmalarıyla dolu bir gün geçirdiler.En: They spent the day filled with laughter and splashes.Tr: O gün, Emre için güzel bir ders olmuştu.En: That day was a valuable lesson for Emre.Tr: Samimiyet ve hatalarla başa çıkabilmek, her şeyden değerliydi.En: Being genuine and handling mistakes was more valuable than anything.Tr: Kendine daha fazla güveniyor ve her şeyden önemlisi, Leyla'nın kalbinde bir yer edinmişti.En: He felt more confident in himself and, most importantly, had earned a place in Leyla's heart.Tr: Emirgan Parkı, o gün gençlerin dostluk ve aşkla dolu kahkahalarıyla yankılanıyordu.En: Emirgan Parkı echoed with the laughter of the young, filled with...
    続きを読む 一部表示
    15 分
  • Leadership and Lessons: A Winter Tale in Belgrad Ormanı
    2026/02/05
    Fluent Fiction - Turkish: Leadership and Lessons: A Winter Tale in Belgrad Ormanı Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-05-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Kış mevsimi İstanbul'u sararken, Belgrad Ormanı beyaz bir battaniye ile örtülmüş gibiydi.En: As winter enveloped İstanbul, the Belgrad Ormanı appeared to be covered with a white blanket.Tr: Genç öğrenciler sınıf gezisi için hazırlık yapıyordu.En: Young students were preparing for a class trip.Tr: Ali, Elif ve Can sabırsızlıkla ormanın girişinde toplandılar.En: Ali, Elif, and Can gathered eagerly at the entrance of the forest.Tr: Ali, grubu sınıfa liderlik etmek ve bitki türlerini tanımlamak istiyordu.En: Ali wanted to lead the group and identify plant species for the class.Tr: Üstelik bunu arkadaşlarına göstermek için sabırsızlanıyordu.En: Moreover, he was eager to show this to his friends.Tr: Ali kışlık kıyafetlerini giymişti.En: Ali was dressed in his winter clothes.Tr: Başında kalın bir bere ve ellerinde sıcak tutan eldivenler vardı.En: He wore a thick hat on his head and warm gloves on his hands.Tr: Heyecanlıydı, ancak hava tahmin ettiğinden çok daha soğuktu.En: He was excited, but the weather was much colder than he had anticipated.Tr: Üstelik her yer karla kaplıydı ve bitkileri tanımlamak zor olacaktı.En: Moreover, everywhere was covered in snow, making it difficult to identify the plants.Tr: Can, Ali'nin yeteneklerini sürekli sorguluyordu.En: Can constantly questioned Ali's abilities.Tr: Bu, Ali'yi hem hırslandırıyor hem de biraz korkutuyordu.En: This both motivated and slightly frightened Ali.Tr: "Ali, gerçekten bu işi başarabileceğine emin misin?"En: "Ali, are you really sure you can do this?"Tr: diye sordu Can, bir meydan okuma tonu ile.En: asked Can, with a challenging tone.Tr: Ali kendine güvenini toplamaya çalıştı.En: Ali tried to gather his confidence.Tr: "Evet, Can.En: "Yes, Can.Tr: Sadece biraz sezgi ve bilgiyle bunu yapabilirim," dedi.En: I can do it with just a bit of intuition and knowledge," he said.Tr: Grup yavaşça ormanın içine girdi.En: The group slowly entered the forest.Tr: Ayaklarının altındaki kar çıtırdıyordu.En: The snow crunched under their feet.Tr: Ali, gördüğü her bitkiye dikkatlice bakıyor ve elindeki küçük not defterine bazı şeyler not alıyordu.En: Ali was carefully looking at every plant he saw and jotting down some notes in his small notebook.Tr: Ancak, kar birçok bitkiyi gizliyordu ve işler beklediği kadar kolay gitmiyordu.En: However, the snow was hiding many plants, and things weren't going as easily as he had expected.Tr: Bir anda, grup ormanda nerede olduklarını kaybetti.En: Suddenly, the group lost their way in the forest.Tr: Panik başladı.En: Panic set in.Tr: Elif, çevresine telaşla bakarken, Can bile biraz endişelenmişti.En: While Elif looked around anxiously, even Can was a bit worried.Tr: Ali derin bir nefes aldı.En: Ali took a deep breath.Tr: "Sakin olun," dedi.En: "Calm down," he said.Tr: Daha önce geldiği bir noktaya odaklandı, hafızasında belirgin bir söyleyen bir ağaca.En: He focused on a tree that was distinct in his memory, a spot he'd been to before.Tr: Ali, "Bu ağacı hatırlıyorum.En: Ali said, "I remember this tree.Tr: Buradan sola dönersek, başlangıç noktasına geri dönebiliriz," dedi.En: If we turn left here, we can get back to the starting point."Tr: Grup ona güvendi ve gösterdiği yolu izledi.En: The group trusted him and followed the way he showed.Tr: Kısa süre sonra ormanın girişine dönebildiler.En: Soon, they managed to return to the forest entrance.Tr: Öğretmenleri onları güvende gördüğüne sevindi ve Ali'yi başarılı liderliği için övdü.En: Their teacher was thrilled to see them safe and praised Ali for his successful leadership.Tr: Arkadaşları da Ali'nin ne kadar kullanışlı olduğunu itiraf etti.En: His friends admitted how useful Ali was.Tr: Artık Ali, liderliğin sadece bilgiden değil, aynı zamanda uyum sağlamaktan geçtiğini anladı.En: Ali now understood that leadership required not just knowledge, but also adaptability.Tr: Grubundaki her kişi onunla gurur duydu ve Ali, kendine olan güveni arttığı için mutluydu.En: Everyone in his group was proud of him, and Ali was happy because his self-confidence had increased.Tr: Belgrad Ormanı, o kış günü Ali’ye değerli bir ders vermişti.En: The Belgrad Ormanı had given Ali a valuable lesson on that winter day. Vocabulary Words:enveloped: sardıeagerly: sabırsızlıklaanticipate: tahmin etmekchallenging: meydan okumaintuition: sezgijotting: not almakdistinct: belirginadaptability: uyum sağlamaself-confidence: kendine güvenblanket: battaniyeidentify: tanımlamakmotivate: hırslandırmakcrunch: çıtırtıanxiously: telaşlapraise: övmekvaluable: değerlithrilled: sevindigather: toplanmakspecies: türexcited: ...
    続きを読む 一部表示
    14 分
  • Facing Fears in Belgrad Ormanı: A Winter's Tale of Courage
    2026/02/05
    Fluent Fiction - Turkish: Facing Fears in Belgrad Ormanı: A Winter's Tale of Courage Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-05-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Belgrad Ormanı'nda kışın sessizliği hüküm sürerken, ağaçların üstü ince bir kar tabakasıyla örtülüydü.En: As the silence of winter prevailed in the Belgrad Ormanı, the tops of the trees were covered with a thin layer of snow.Tr: Yollar, ormanın derinliklerinde kıvrılarak ilerliyordu.En: The paths wound deeper into the forest.Tr: Emir ve Leyla, bu soğuk kış gününde yürüyüş yapmaya karar vermişlerdi.En: Emir and Leyla decided to take a walk on this cold winter day.Tr: Emir maceracı bir gençti, kendini sınırlarının ötesine zorlamayı severdi.En: Emir was an adventurous young man who loved to push himself beyond his limits.Tr: Ama bu sefer işler farklıydı.En: But this time was different.Tr: Leyla, Emir'in hızla nefes aldığını fark ettiğinde endişelendi.En: Leyla grew concerned when she noticed Emir breathing heavily.Tr: "Emir, iyi misin?"En: "Are you okay, Emir?"Tr: diye sordu.En: she asked.Tr: Emir, gözlerini yere dikti.En: Emir lowered his gaze to the ground.Tr: "İyiyim, sadece biraz nefes almak zor oldu," dedi ama yüz ifadesi Leyla'ya pek güven vermedi.En: "I'm fine, just having a little trouble breathing," he said, but his facial expression didn't assure Leyla much.Tr: Yol boyunca, Emir kendi iç sesiyle mücadele ediyordu.En: Along the way, Emir was struggling with his inner voice.Tr: Panik yavaş yavaş içini sardı.En: Panic slowly enveloped him.Tr: Ağaçlar birer dev gibi üzerine gelirken, kalbi giderek hızlandı.En: As the trees loomed over him like giants, his heart raced more and more.Tr: Ama Emir, bu duyguyu yenmek istiyordu.En: But Emir wanted to overcome this feeling.Tr: Korkularının üstesinden gelmeliydi.En: He had to conquer his fears.Tr: Kendine, "Devam etmeliyim," dedi.En: He told himself, "I must keep going."Tr: Leyla, Emir'in giderek daha da kötüleştiğini gördü.En: Leyla saw that Emir was getting worse.Tr: Ağır adımlarla ilerlemeye çalışıyordu.En: He tried to move forward with heavy steps.Tr: Leyla, "Durup biraz dinlenelim," önerisini sundu.En: She suggested, "Let's stop and rest a bit."Tr: Ama Emir başını iki yana salladı, "Yapabilirim, Leyla.En: But Emir shook his head, "I can do it, Leyla.Tr: Korkumu yenmeliyim," dedi kararlı bir sesle.En: I have to conquer my fear," he said with a determined voice.Tr: Fakat bedenini dinlemek istemeyen Emir, sonunda pes etti.En: Yet, not wanting to listen to his body, Emir finally gave in.Tr: Bacakları titremeye başladı ve gözleri karardı.En: His legs started to tremble, and his vision went dark.Tr: Leyla hemen yanındaydı.En: Leyla was right by his side.Tr: "Emir, önemli değil.En: "It doesn't matter, Emir.Tr: Buradan çıkmanın bir yolunu buluruz.En: We'll find a way out.Tr: Sağlığın daha önemli," dedi yumuşak bir sesle.En: Your health is more important," she said softly.Tr: Emir'in sesi kırılgan bir şekilde çıktı, "Korkarım, Leyla."En: Emir's voice came out fragile, "I'm scared, Leyla."Tr: Leyla onun elini tuttu.En: Leyla held his hand.Tr: "Hepimiz korkarız, Emir.En: "We all get scared, Emir.Tr: Ama yardımla daha güçlü oluruz," dedi.En: But with help, we become stronger," she said.Tr: Emir, Leyla'nın desteğine güvenerek sakinleşmeye başladı.En: Trusting in Leyla's support, Emir began to calm down.Tr: Gözlerini kapadı ve derin nefes almaya çalıştı.En: He closed his eyes and tried to take deep breaths.Tr: Leyla'nın sesini duyduğunda, artık korkuları bir nebze azalmıştı.En: When he heard Leyla's voice, his fears had slightly diminished.Tr: Onun yardımıyla ormanın çıkışına doğru yavaşça yürümeye başladılar.En: With her help, they began slowly walking toward the exit of the forest.Tr: Ağaçlar arasında ilerlerken, Emir hem zihninin hem de bedeninin rahatladığını hissetti.En: As they moved among the trees, Emir felt both his mind and body relax.Tr: Korkusunu kabul etmişti, ve en önemlisi, yardımı kabul ederek daha güçlü hissettiğini anlamıştı.En: He had accepted his fear, and most importantly, he realized that accepting help made him feel stronger.Tr: Kışın sabah ayazı halen kemiklerini titreten bir soğuklukta olmasına rağmen, Emir sonunda, "Korkularımızla yüzleşmek, yardım alarak onları yenmekle olur," dedi.En: Although the morning chill of winter was still a bone-chilling cold, Emir finally said, "Facing our fears means overcoming them with the help of others."Tr: Leyla gülümsedi ve koluna girdi.En: Leyla smiled and took his arm.Tr: İkisi de tekrar Belgrad Ormanı'nın huzurunda yürümeye hazırdı, ama bu sefer daha bilge ve güvenli adımlarla.En: Both were ready to walk again in the tranquility of Belgrad Ormanı, but this time with wiser and more secure steps. ...
    続きを読む 一部表示
    15 分
  • Cappadocia's Winter Magic: A Journey of Friendship & Growth
    2026/02/04
    Fluent Fiction - Turkish: Cappadocia's Winter Magic: A Journey of Friendship & Growth Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-04-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Cem, Derya ve Efe, kışın soğuk havasında Kapadokya’nın büyülü manzarasında yürüyüşe çıktılar.En: Cem, Derya and Efe set out for a walk in the magical landscape of Cappadocia in the cold winter air.Tr: Gökyüzü gri ve bulutluydu.En: The sky was grey and cloudy.Tr: Yerdeki kar sessizce parlıyordu.En: The snow on the ground glistened silently.Tr: Cem’in fotoğraf makinesi boynuna asılıydı.En: Cem's camera was hanging around his neck.Tr: Mükemmel karla kaplı peri bacaları fotoğrafı çekmek istiyordu.En: He wanted to capture the perfect snow-covered fairy chimneys photo.Tr: Derya Cem'in yanında yürüyordu, dudaklarında dikkat dolu bir tebessüm vardı.En: Derya was walking alongside Cem, with a smile of careful attention on her lips.Tr: "Çok dikkatli olalım, hava çok soğuk," dedi.En: "Let's be very careful, the weather is very cold," she said.Tr: Cem başını salladı, ama aklındaki tek şey o eşsiz fotoğrafı çekmekti.En: Cem nodded, but all he could think about was taking that unique photograph.Tr: Onlara liderlik eden Efe, etrafı dikkatle inceliyordu.En: Efe, who was leading them, was examining the surroundings carefully.Tr: Bölgeyi çok iyi biliyordu.En: He knew the area very well.Tr: "İlerde güzel bir manzara var," dedi Efe, yönünü işaret ederek.En: "There's a beautiful view up ahead," said Efe, pointing in the direction.Tr: Grup, Efe’nin peşinden yavaşça ilerledi.En: The group slowly followed Efe's lead.Tr: Ancak, yükseklik ve soğuk, yavaş yavaş Cem’in üzerinde etkisini göstermeye başladı.En: However, the altitude and cold slowly began to take their toll on Cem.Tr: Bir anda başı döndü ve midesi bulandı.En: Suddenly, he felt dizzy and nauseous.Tr: "Sanırım mola vermem gerek," dedi Cem, hafif titreyerek.En: "I think I need a break," said Cem, shivering slightly.Tr: Derya hemen yanına yaklaştı, "Cem, belki geri dönmeliyiz," dedi endişeyle.En: Derya immediately approached him, "Maybe we should head back," she said worriedly.Tr: Efe de aynı fikirdeydi.En: Efe agreed as well.Tr: "Rüzgar ve yükseklik bazen zorludur.En: "The wind and altitude can be challenging at times.Tr: Biraz aşağıda hava daha iyi olacak," diye ekledi.En: It'll be better a little further down," he added.Tr: Ama Cem fotoğrafı çok istiyordu.En: But Cem really wanted that photograph.Tr: Bir an kararsız kaldı.En: He hesitated for a moment.Tr: O sırada, nefes almak için durduklarında, kar yükseklikten parlayan bir peri bacasını ortaya çıkardı.En: Just then, as they paused to catch their breath, the snow revealed a fairy chimney shining from the altitude.Tr: Manzara muhteşemdi.En: The view was magnificent.Tr: Cem, Derya'nın omzuna yaslanarak güç buldu.En: Cem leaned on Derya's shoulder for strength.Tr: Anı yakalamak için içindeki isteği hissetti, ama sağlığının daha önemli olduğunu anladı.En: He felt the desire within him to capture the moment, but realized his health was more important.Tr: Cem, fotoğraf makinesini kaldırdı ve basit, ama anlamlı bir poz çekti.En: Cem lifted his camera and took a simple yet meaningful shot.Tr: Efe ve Derya ile birlikte karlı manzarada, anı ölümsüzleştirdiler.En: Together with Efe and Derya, they immortalized the moment in the snowy scenery.Tr: O an, Cem için mükemmel bir fotoğrafın ötesinde anlam kazandı.En: At that moment, for Cem, it gained meaning beyond a perfect photo.Tr: Geri dönerken, Cem içten bir teşekkür ile Derya'ya ve Efe'ye baktı.En: On the way back, Cem looked at Derya and Efe with a heartfelt thank you.Tr: "Bana doğru olanı gösterdiğiniz için teşekkür ederim," dedi.En: "Thank you for showing me the right thing," he said.Tr: Fotoğraf sadece manzarayı değil, dostluk ve anıların değerini de yansıttı.En: The photo didn't just capture the landscape; it reflected the value of friendship and memories.Tr: Cem, artık mükemmelliği değil, yolculuğun kendisini ve arkadaşlarının desteğini önemsiyordu.En: Cem now cared not for perfection, but for the journey itself and the support of his friends.Tr: Bu karla kaplı yolculuk, onun hafızasında daima parlayacaktı.En: This snow-covered journey would always shine in his memory. Vocabulary Words:magical: büyülülandscape: manzaraglisten: parlamakchimneys: bacalarıalongside: yanındaunique: eşsizaltitude: yüksekliktoll: etkidizzy: başı dönennauseous: midesi bulanmışshivering: titreyerekhesitate: kararsız kalmakreveal: ortaya çıkarmakmagnificent: muhteşemlean: yaslanmakcapture: yakalamakimmortalize: ölümsüzleştirmekmeaningful: anlamlıreflect: yansıtmakvalue: değerperfection: mükemmelikjourney: yolculuksupport: destekheartfelt: içtenscenery: manzarabreath: nefescareful:...
    続きを読む 一部表示
    14 分
  • Soaring Above Kapadokya: Elif's Journey to Overcoming Fear
    2026/02/04
    Fluent Fiction - Turkish: Soaring Above Kapadokya: Elif's Journey to Overcoming Fear Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-04-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Kapadokya'nın kış soğuklarının hâkim olduğu bir sabah, Elif, Mehmet ve Zeynep'in hikâyesi başladı.En: One morning, when the winter cold of Kapadokya was dominant, the story of Elif, Mehmet, and Zeynep began.Tr: Elif, Kapadokya'daki sıcak hava balonu festivaline katılmak için sabırsızdı.En: Elif was eager to participate in the hot air balloon festival in Kapadokya.Tr: Ancak, yükseklik korkusu kalbinde bir ağırlık yapıyordu.En: However, her fear of heights weighed heavily on her heart.Tr: Mehmet, Elif'in çocukluk arkadaşı, her zaman temkinli ve gerçekçiydi.En: Mehmet, Elif's childhood friend, was always cautious and realistic.Tr: Güvende olmalarını istiyordu.En: He wanted them to be safe.Tr: Zeynep, yerel bir rehber olarak yanlarındaydı.En: Zeynep, a local guide, was with them.Tr: Kapadokya'nın eşsiz peri bacalarını ve beyaz karlarla örtülü vadilerini anlattı.En: She described the unique fairy chimneys of Kapadokya and the valleys covered with white snow.Tr: "Kapadokya'nın tam kalbindesiniz," dedi Zeynep, gözleri parlayarak.En: "You are right in the heart of Kapadokya," said Zeynep, her eyes sparkling.Tr: "Bu güzellikleri yukarıdan görmek bambaşka olacak."En: "Seeing these beauties from above will be completely different."Tr: Elif, Zeynep'in anlattıklarını dinlerken heyecanlanıyordu ama bir yandan da korkusu buyudu.En: As Elif listened to Zeynep's explanations, she was getting excited, but her fear also grew.Tr: Gökyüzü birkaç bulutla kaplıydı ve hafif bir rüzgar esiyordu.En: The sky was covered with a few clouds, and a light breeze was blowing.Tr: Mehmet, "Emin misin Elif?"En: Mehmet asked, "Are you sure, Elif?"Tr: diye sordu, endişesi yüzünden okunuyordu.En: his worry evident on his face.Tr: Zeynep, Elif'in elini hafifçe tutarak, "Hava durumu biraz değişken olabilir ama güvenliğe çok önem veriyoruz.En: Zeynep gently held Elif's hand and said, "The weather might be a bit unpredictable, but we place great importance on safety.Tr: Balonlar çok sağlamdır," dedi.En: The balloons are very sturdy."Tr: Elif, Zeynep'in sözleriyle cesaret topladı.En: Encouraged by Zeynep's words, Elif made a decision despite the fear rising within her.Tr: İçinde yükselen korkuya rağmen bir karar aldı.En: "Yes, I want to try," she said.Tr: "Evet, denemek istiyorum," dedi.En: Hours passed, and the wind calmed down a bit.Tr: Saatler ilerledi, rüzgar biraz sakinleşti.En: They began launching the balloons.Tr: Balonları uçurmaya başladılar.En: Elif and Zeynep boarded the hot air balloon.Tr: Elif ve Zeynep, sıcak hava balonuna bindiler.En: Mehmet stayed on the ground but was supporting Elif.Tr: Mehmet, yerde kaldı ama Elif'i destekliyordu.En: As the balloon slowly rose, Elif couldn't help but feel scared.Tr: Balon yavaşça yükselirken Elif, elinde olmadan korkuyordu.En: However, Kapadokya's enchanting scenery gave her courage.Tr: Ancak Kapadokya'nın büyüleyici manzarası, ona cesaret verdi.En: The snow-covered fairy chimneys and valleys slowly glided beneath them.Tr: Karla kaplı peri bacaları ve vadiler, yavaşça altlarında süzüldü.En: As Elif watched this captivating landscape of Kapadokya, her fear gradually diminished.Tr: Elif, Kapadokya'nın bu büyüleyici manzarasını izlerken, korkusu yavaş yavaş azaldı.En: The postcard-like view spread before her made her feel as if she were in another world.Tr: Önünde uzanan kartpostal gibi görüntü, onu başka bir dünyadaymış gibi hissettirdi.En: "This is truly amazing," she whispered to herself.Tr: "Bu gerçekten harika," diye fısıldadı kendi kendine.En: The balloon descended slowly to the ground.Tr: Balon yavaşça yere indi. Elif, yere bastığında gözleri parlıyordu.En: When Elif touched the ground, her eyes were shining.Tr: "Yaptım!"En: "I did it!"Tr: diye bağırdı mutlulukla.En: she shouted with joy.Tr: Mehmet ona sarıldı ve "Sen gerçekten çok cesursun," dedi rahat bir nefes alarak.En: Mehmet embraced her and said, "You are really brave," taking a relieved breath.Tr: Elif, sadece bir yükseklik korkusunu değil, başka korkularını da yenebileceğini fark etti.En: Elif realized she could overcome not just her fear of heights but her other fears as well.Tr: O gün Kapadokya'nın masalsı manzaraları, Elif'in kalbinde ve zihninde unutulmaz bir iz bıraktı.En: That day, the fairytale-like landscapes of Kapadokya left an unforgettable mark on Elif's heart and mind.Tr: Mehmet, arkadaşının cesaretine hayran kaldı.En: Mehmet admired his friend's courage.Tr: Elif artık yeni deneyimlere daha açık ve daha cesurdu.En: Elif was now more open and braver for new experiences.Tr: Kapadokya'nın soğuk rüzgârı ve karanlık bulutları, Elif'in cesareti ve ...
    続きを読む 一部表示
    16 分