エピソード

  • Emir's Brave Quest: Finding Friendship Among Flowers
    2025/11/29
    Fluent Fiction - Turkish: Emir's Brave Quest: Finding Friendship Among Flowers Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2025-11-29-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Gökyüzünde güneş parlıyor, yapraklar yerde hışırdıyor ve Emir merakla etrafına bakıyordu.En: The sun was shining in the sky, the leaves were rustling on the ground, and Emir was looking around curiously.Tr: Bugün okuluyla birlikte Kapadokya yakınlarındaki bir çiçek çiftliğini ziyaret ediyorlardı.En: Today, he and his school were visiting a flower farm near Cappadocia.Tr: Sonbaharın serin havası yüzünü okşarken, Emir'in aklında tek bir düşünce vardı: "Arkadaşlarımı etkilemeliyim."En: As the cool autumn air caressed his face, Emir had one thought in his mind: "I must impress my friends."Tr: Çiftlik, birçok farklı ve renkli çiçekle doluydu.En: The farm was filled with many different and colorful flowers.Tr: Kırmızı güller, sarı papatyalar, mor lavantalar her yerdeydi.En: Red roses, yellow daisies, and purple lavenders were everywhere.Tr: Ancak Emir, farklı bir şey arıyordu.En: However, Emir was looking for something different.Tr: "Benzersiz bir çiçek bulmalıyım," diye düşündü.En: "I must find a unique flower," he thought.Tr: Belki de bu tür bir çiçek, onun sınıf arkadaşlarının ilgisini çekerdi.En: Perhaps this kind of flower would attract his classmates' interest.Tr: Emir, diğer çocuklarla dolaşmaya başladı.En: Emir started walking around with the other children.Tr: Ancak içindeki merak, diğerlerinden farklı bir yöne gitmesini sağladı.En: But his curiosity led him in a different direction than the others.Tr: Kalabalığın dikkatinden kaçmak ve kendi yolunu bulmak istiyordu.En: He wanted to escape the crowd's attention and find his own path.Tr: Kenarda kalan bir patikaya doğru ilerledi.En: He headed towards a path that was off to the side.Tr: Onu takip eden arkadaşlarından Leyla, "Emir, nereye gidiyorsun?" diye seslendi.En: His friend Leyla called out, "Where are you going, Emir?"Tr: Emir kararlıydı.En: Emir was determined.Tr: "Hiç merak etme Leyla," dedi.En: "Don't worry, Leyla," he said.Tr: "Sadece etrafa bakacağım."En: "I'm just going to look around."Tr: Sınıf arkadaşlarından uzaklaşarak, kimsenin gitmediği, keşfedilmemiş bir köşeye yöneldi.En: Moving away from his classmates, he headed towards an unexplored corner where no one else had gone.Tr: Bu arada öğretmenleri Kemal Bey, öğrencilerini gözden kaybetmemeye çalışıyordu.En: Meanwhile, their teacher Mr. Kemal was trying not to lose sight of his students.Tr: "Herkes bir arada kalmalı," diye hatırlattı.En: "Everyone should stay together," he reminded.Tr: Ancak Emir, arka planda kaybolmuştu bile.En: However, Emir was already disappearing into the background.Tr: Çiftliğin uzak köşesindeki patikada, etrafta kimse yoktu.En: On the path in the far corner of the farm, there was no one around.Tr: Emir, burada büyüleyici bir şey bulmayı umuyordu.En: Emir hoped to find something fascinating here.Tr: Ve sonunda o an geldi.En: And finally, the moment came.Tr: Karşısında, daha önce hiç görmediği bir grup çiçek vardı.En: In front of him was a group of flowers he had never seen before.Tr: Parıl parıl parlıyordu ve her biri farklı bir renkteydi.En: They were shimmering brightly, with each one a different color.Tr: Tam o anda çiftliğin sahibi ortaya çıktı.En: At that moment, the farm owner appeared.Tr: "Burada ne yapıyorsun, küçük adam?" dedi çiftlik sahibi gülümseyerek.En: "What are you doing here, young man?" the farm owner asked with a smile.Tr: Emir utangaçça durakladı ama sonunda dürüstçe cevap verdi.En: Emir hesitated shyly but eventually answered honestly.Tr: "Arkadaşlarımı etkilemek istiyorum.En: "I want to impress my friends.Tr: Özgün bir çiçek arıyordum."En: I was looking for a unique flower."Tr: Çiftlik sahibi Emir'in cesaretini takdir etti.En: The farm owner appreciated Emir's courage.Tr: "Merakın çok değerli," dedi.En: "Your curiosity is very valuable," he said.Tr: "Arkadaşlarına göstermek istediğin bu olsun."En: "Let this be what you want to show your friends."Tr: Bunun üzerine çiftlik sahibi, Emir ve arkadaşlarına özel bir çiftlik turu yapmayı teklif etti.En: With that, the farm owner offered to give Emir and his friends a special tour of the farm.Tr: Dönüş yolunda Emir, gösterdiği cesaretle arkadaşlarının ilgisini çekmişti.En: On the way back, Emir had captured his friends' attention with his bravery.Tr: Leyla ve diğerleri yanında, onun etrafında toplanmıştı.En: Leyla and the others gathered around him.Tr: "Gerçekten harika bir çiçek buldun!" dediler.En: "You really found an amazing flower!" they said.Tr: O günden sonra Emir, kendine daha fazla güvenmeye başladı.En: After that day, Emir started to feel more confident.Tr: Arkadaşları onun yanında daha...
    続きを読む 一部表示
    16 分
  • Under Concrete: A Family's Hopeful Reunion
    2025/11/28
    Fluent Fiction - Turkish: Under Concrete: A Family's Hopeful Reunion Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2025-11-28-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Soğuk beton duvarların arasındaki dar koridorlar, su damlalarının yankısıyla doluydu.En: The narrow corridors between the cold concrete walls were filled with the echo of dripping water.Tr: Yeraltı sığınağının bağırsaklarına doğru yürürken, ışık zayıftı ama yeterliydi.En: As they walked deeper into the bowels of the underground shelter, the light was dim but sufficient.Tr: Emir, kafasındaki karışık düşüncelerle Leyla ve Kerem’i arıyordu.En: Emir was searching for Leyla and Kerem amidst the tangled thoughts in his mind.Tr: Havada sonbaharın serin meltemini hissedemese de mevsim hala onları etkiliyordu.En: Even though he couldn't feel the cool breeze of autumn in the air, the season still affected them.Tr: Sığınakta zaman farklı işliyordu.En: Time worked differently in the shelter.Tr: Günler araç gereçlerin tıkırtısı ve vantilatörlerin kesintisiz uğultusuyla geçiyordu.En: Days passed with the clatter of tools and the continuous hum of fans.Tr: Emir için bu izolasyon, zaman zaman boğucu geliyordu.En: For Emir, this isolation sometimes felt suffocating.Tr: Ama ailesini koruma fikri onu burada tutuyordu.En: But the thought of protecting his family kept him there.Tr: Kendini topladı ve hazırlıklı bir şekilde Leyla’nın oturduğu odaya doğru ilerledi.En: He gathered himself and moved purposefully towards the room where Leyla was sitting.Tr: Leyla bir köşeye yerleştirilmiş, eski bir sandalyede oturuyordu.En: Leyla was seated on an old chair placed in a corner.Tr: Saçları ona her zamankinden daha yorgun görünüyordu.En: Her hair seemed more tired than ever.Tr: Yüz ifadesi, ondaki bilgece ve sakin doğayı yansıtıyordu.En: Her facial expression reflected a wise and calm nature.Tr: Yanında Kerem, küçük el radyosunu kurcalıyordu.En: Next to her, Kerem was fiddling with a small hand radio.Tr: "Merhaba," dedi Emir, sesi hafifçe titreyerek.En: "Hello," said Emir, his voice slightly trembling.Tr: Leyla ona baktı, gözlerinde bir parça merhamet vardı.En: Leyla looked at him, a hint of compassion in her eyes.Tr: Kerem başını kaldırdı ve babasına merakla baktı.En: Kerem lifted his head and looked at his father with curiosity.Tr: "Emir," dedi Leyla sessizce, "Burada otur ve konuşalım.En: "Emir," said Leyla quietly, "Sit here and let's talk.Tr: Bir şeylerin üzerinde ağırlaştığını hissediyorum."En: I feel like something is weighing on you."Tr: Emir iç çekti ve yanlarına oturdu.En: Emir sighed and sat down with them.Tr: Bu onların tükenmez enerjisini ve gücünü kaybettiği bir andı.En: This was a moment when they had lost their inexhaustible energy and strength.Tr: Uzun süredir içinde taşıdığı suçluluk duygusu şimdi ellerinde ağırlık yapıyor gibiydi.En: The guilt he had been carrying for so long now seemed to weigh heavily in his hands.Tr: "Ben... Sizden uzakta kalmamın acısını hep hissettim.En: "I've always felt the pain of being away from you.Tr: Bir daha zor durumda kalmamanız için buradayız," diye söze başladı.En: We're here so you won't be in any trouble again," he began.Tr: "Ama kararlarım başta yanlış olabilir.En: "But my decisions may have been wrong at first.Tr: Siz ikiniz olmadan, bu kararları vermek beni çok zorladı."En: Making these decisions without you two was very difficult for me."Tr: Leyla yavaşça başını salladı.En: Leyla slowly nodded.Tr: "Biz de burada olmaktan korkmadık mı sanıyorsun?En: "Do you think we weren't afraid to be here?Tr: Ama senin hep bizim iyiliğimizi düşündüğünü bildik."En: But we always knew you were thinking of our well-being."Tr: Kerem, "Baba, biz burada güvendeyiz.En: Kerem added, "Dad, we're safe here.Tr: Ama dışarıda ne olacağımızı merak ediyorum," diye ekledi.En: But I wonder what will happen to us outside."Tr: Sesinde bir parça umut vardı, ama aynı zamanda endişe de vardı.En: There was a bit of hope in his voice, but also a trace of worry.Tr: Bu duygusal an, birbirleriyle paylaştıkları en derin kaygıları ve umutları açığa çıkarmıştı.En: This emotional moment revealed the deepest fears and hopes they shared with each other.Tr: Emir ellerini uzattı ve Leyla ile Kerem'inkilere dokundu.En: Emir reached out his hands and touched Leyla and Kerem's hands.Tr: "Bir gün yine hep birlikte, sığınağın dışında da evimiz olacak," dedi kararlılıkla.En: "One day, we will have a home outside the shelter together again," he said with determination.Tr: Sonunda, sessizlik yerini huzura bıraktı.En: Finally, the silence was replaced by peace.Tr: Uzun süren ayrılığın yarattığı mesafeyi aşmışlardı.En: They had overcome the distance created by the prolonged separation.Tr: Birbirlerine baktıklarında ...
    続きを読む 一部表示
    16 分
  • Fireworks of Forgiveness: A Family Reunion in İstanbul
    2025/11/28
    Fluent Fiction - Turkish: Fireworks of Forgiveness: A Family Reunion in İstanbul Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2025-11-28-08-38-19-tr Story Transcript:Tr: Cumhuriyet Bayramı'nın coşkulu atmosferi, İstanbul'un dört bir yanına yayılmıştı.En: The enthusiastic atmosphere of Cumhuriyet Bayramı had spread all over İstanbul.Tr: Galata Kulesi, özgürlük ve birlik simgesi olan bayraklarla donatılmıştı. Etraf rengarenk kıyafetler giymiş insanlarla doluydu.En: The Galata Kulesi, adorned with flags symbolizing freedom and unity, was bustling with people dressed in colorful clothes.Tr: Kalabalığın içinden Zehra adımlarını hızlandırdı.En: Through the crowd, Zehra quickened her steps.Tr: Aklında tek bir şey vardı: Aileyi yeniden bir araya getirmek.En: She had only one thing in mind: Bringing the family together again.Tr: Zehra, Emre ve Cem'in yolunu tuttuğu Galata Kulesi’nin önüne ulaştığında derin bir nefes aldı.En: When Zehra reached the front of the Galata Kulesi, where Emre and Cem were headed, she took a deep breath.Tr: Birlikte en son burada bulunduklarında, her şey ne kadar da farklıydı.En: The last time they were here together, everything was so different.Tr: Kardeşler arasında kesif bir sessizlik vardı ama gökyüzündeki rengarenk havai fişekler onları büyülüyordu.En: There was a dense silence between the siblings, but the colorful fireworks in the sky were mesmerizing them.Tr: Zehra, kardeşlerini kalabalıkta bulur bulmaz içini ince bir hüzün kapladı.En: As soon as Zehra found her brothers in the crowd, a subtle melancholy enveloped her.Tr: Cem, küçük ve her zamanki gibi umut dolu gülümsemesiyle gözlerinin içi gülüyordu.En: Cem, with his small and typical hopeful smile, had his eyes shining with joy.Tr: Emre ise biraz mesafeli duruyordu.En: Emre, on the other hand, stood a bit aloof.Tr: Yüzündeki ifade, geçmişte yaşananların unutulmadığını açıkça belli ediyordu.En: His expression clearly showed that the past had not been forgotten.Tr: Kulenin tepesine çıktıklarında, İstanbul ayaklarının altında seriliyordu.En: When they reached the top of the tower, İstanbul lay sprawled beneath their feet.Tr: Zehra, bu ortamın onları yumuşatabileceğini umdu.En: Zehra hoped that this environment might soften them.Tr: "Emre," dedi Zehra nazikçe, "Bugün burada bir araya gelmemiz bir tesadüf değil.En: "Emre," said Zehra gently, "Being here together today is no coincidence.Tr: Hepimiz hatalar yaptık, ama geçmişi geride bırakmak önemli."En: We've all made mistakes, but it's important to leave the past behind."Tr: Emre'nin yüzünde bir çatışma ifadesi belirdi.En: A look of conflict appeared on Emre's face.Tr: "O günden sonra nasıl affetmemizi bekliyorsun?" diye sordu.En: "How can you expect us to forgive after that day?" he asked.Tr: Havai fişekler gökyüzünde patlarken, Zehra'nın sesi kucaklayıcı bir tonda cevap verdi, "Biliyorum, o gün seni kırdım ama herkes ikinci bir şansı hak eder."En: As fireworks exploded in the sky, Zehra's voice answered in an embracing tone, "I know I hurt you that day, but everyone deserves a second chance."Tr: Cem araya girerek, "Abi, biz hep birlikte daha güçlü oluruz.En: Cem interjected, "Brother, we are stronger together.Tr: Bak çevremize, Cumhuriyet’in coşkusu bile ne kadar güç veriyor insana," dedi.En: Look around us, even the enthusiasm of the Cumhuriyet gives so much strength to a person," he said.Tr: Bu sözler, huzursuzluğu biraz hafifletmiş gibiydi.En: These words seemed to have lightened the tension a bit.Tr: Zehra, sabırla yanıtladı, "Biz de o bağı güçlendirebiliriz.En: Zehra, patiently replied, "We can strengthen that bond too.Tr: Ne olursa olsun, aile her şeyden önce gelir."En: No matter what, family comes first."Tr: Emre, bir süre sessiz kaldı.En: Emre remained silent for a while.Tr: Tüm birikmiş duygular içinden geçti.En: He sifted through all his accumulated emotions.Tr: Havai fişekler gökyüzünü aydınlatırken, o esnada iç yolculuğu sona ermiş gibiydi.En: As the fireworks lit up the sky, it was as if his internal journey had concluded.Tr: "Tamam," dedi sonunda, "geçmişi geride bırakmaya çalışacağım."En: "Okay," he finally said, "I'll try to leave the past behind."Tr: Zehra ve Cem, Emre'nin bu yaklaşımı karşısında mutlulukla sarıldılar.En: Zehra and Cem embraced Emre with happiness at this approach.Tr: O an, Galata Kulesi’nin tepesinde yalnızca Cumhuriyet Bayramı değil, aynı zamanda yeni bir başlangıç da kutlanıyordu.En: In that moment, atop the Galata Kulesi, they were celebrating not only Cumhuriyet Bayramı, but also a new beginning.Tr: Burada, geçmişin gölgelerini geride bırakarak yeni adımlar atıyordu aile.En: Here, by leaving the shadows of the past behind, the family was taking new steps.Tr: Zehra, sabrın ve ısrarın önemini, Emre...
    続きを読む 一部表示
    16 分
  • Healing Hearts on the Battlefield: A Reunion Amidst War
    2025/11/27
    Fluent Fiction - Turkish: Healing Hearts on the Battlefield: A Reunion Amidst War Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2025-11-27-23-34-01-tr Story Transcript:Tr: Cumhuriyet Bayramı, sonbaharın serin havasında, savaş alanında yankılanırken, büyük bir çadır hastanesi vızır vızır işliyordu.En: The Cumhuriyet Bayramı echoed in the cool autumn air, bustling through a large tent hospital on the battlefield.Tr: Her köşede kırmızı-beyaz bayraklar dalgalanıyordu.En: Red and white flags waved in every corner.Tr: Yaralı askerler, görevli sağlık personeliyle dolup taşan bu hastanede yavaşça tedavi ediliyordu.En: The wounded soldiers were being slowly treated in this hospital, bustling with medical personnel on duty.Tr: Kemal, sedyesinde uzanıyordu.En: Kemal, lay on his stretcher.Tr: Omzundaki yarasına rağmen dikkatle etrafındaki hareketi izliyordu.En: Despite the wound on his shoulder, he watched the movement around him carefully.Tr: Gözleri yorulmuştu ama zihni bir an bile durmuyor, sürekli anıları hatırlıyordu.En: His eyes were tired, but his mind never stopped, constantly recalling memories.Tr: Neden burada olduğunu düşünüp durdu; bir yandan savaşa dönmeyi, bir yandan da yaralı yüreğini iyileştirmeyi arzuluyordu.En: He kept wondering why he was there; on one hand, he desired to get back to the war, and on the other, he wished to heal his wounded heart.Tr: Aniden tanıdık bir yüz gördü.En: Suddenly, he saw a familiar face.Tr: Zehra, beyaz hemşire üniformasıyla yanından geçerken, kalbi hızla çarpmaya başladı.En: Zehra, in her white nurse uniform, walked by, and his heart started to race.Tr: Çok uzun zaman geçmişti.En: It had been a long time.Tr: Zehra, hayatında iz bırakan kişiydi.En: Zehra was someone who had left a mark on his life.Tr: Onunla konuşma cesareti bulamamıştı bir türlü.En: He could never find the courage to talk to her.Tr: Zehra, bakışlarını yoğun bir dikkatle Kemal’e çevirdi.En: Zehra turned her gaze to Kemal with intense focus.Tr: Onu tanıyınca yüzünde beliren şaşkınlık, ardından hafif bir tebessümle değişti.En: When she recognized him, the surprise on her face turned into a slight smile.Tr: Yıllar önce bıraktığı yarım kalan duygular, adeta tekrar canlanmıştı.En: The feelings left unfinished years ago seemed to come alive again.Tr: Ama şimdi önceliği hastalarına bakmaktı.En: But now, her priority was caring for her patients.Tr: Akşam saatlerinde hastane temposu biraz yavaşlarken, Zehra Kemal’in yanına yaklaştı.En: As the hospital pace slowed down in the evening hours, Zehra approached Kemal.Tr: Titrek bir sesle, "Nasılsın, Kemal?" diye sordu.En: With a trembling voice, she asked, "How are you, Kemal?"Tr: Kemal, omzundaki sızıya aldırmadan gülümsedi.En: Kemal smiled sincerely despite the throbbing pain in his shoulder.Tr: "Daha iyi olmak istiyorum," dedi içtenlikle.En: "I want to be better," he said earnestly.Tr: "Ama her şeyin yolunda olduğunu görmek güzel."En: "But it's good to see that everything is okay."Tr: Bir an sessiz durdular, konuşacak çok şey vardı ancak nereden başlayacaklarını bilemediler.En: They stood in silence for a moment, with so much to say, but not knowing where to start.Tr: Zehra derin bir nefes aldı, "O günleri çok düşündüm, Kemal.En: Zehra took a deep breath, "I thought a lot about those days, Kemal.Tr: Şimdi neler hissettiğimi bilmiyordum ama seni gördüğümde her şey daha net hale geldi."En: I didn't know what I felt now, but seeing you made everything clearer."Tr: Kemal, içinde biriken duyguları artık saklamak istemiyordu.En: Kemal no longer wanted to hide the feelings building up inside of him.Tr: "Zehra," dedi, "bu savaşta sadece fiziksel yaralar almıyoruz.En: "Zehra," he said, "in this war, we don't just receive physical wounds.Tr: Belki ruhsal yaralarımızı da yarın iyileştirebiliriz."En: Maybe we can heal our emotional wounds tomorrow as well."Tr: Zehra, gözlerinde bir parıltıyla başını salladı.En: Zehra, with a sparkle in her eyes, nodded.Tr: O da kendi yaralarını tanıyordu.En: She recognized her own wounds too.Tr: "Gelecek için umut var," dedi.En: "There is hope for the future," she said.Tr: "Ama bugün burada olmamın sebebi, bu anı değerlendirebilmek."En: "But the reason I'm here today is to seize this moment."Tr: Bu duygusal an, aralarındaki gerginliği ses etmeksizin sildi.En: This emotional moment quietly erased the tension between them.Tr: Gelecek için net bir plan yapamamışlardı ama yeniden iletişimde kalmak için anlaştılar.En: They couldn't make a concrete plan for the future, but they agreed to keep in touch.Tr: Bu, küçük ama önemli bir adımdı.En: It was a small but important step.Tr: Sonuçta, Cumhuriyet Bayramı’nda, o hastane çadırında sadece fiziksel değil, duygusal bir iyileşme de başlamıştı.En: In the ...
    続きを読む 一部表示
    17 分
  • Against All Odds: A Snowfall Surgery of Hope
    2025/11/27
    Fluent Fiction - Turkish: Against All Odds: A Snowfall Surgery of Hope Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2025-11-27-08-38-19-tr Story Transcript:Tr: Elif'in elindeki sıcak çay yavaşça soğuyordu.En: The hot tea in Elif's hand was slowly cooling down.Tr: Pencerenin kenarındaki sandalyede otururken, gözleri hastane sahasının üzerindeki kar tanelerine takıldı.En: As she sat in the chair by the window, her eyes fixed on the snowflakes above the hospital grounds.Tr: Cumhuriyet Bayramı'ndan sonra başlayan kar yağışı tüm umudu buz gibi rüzgara teslim etmişti.En: The snowfall that started after Cumhuriyet Bayramı had surrendered all hope to the ice-cold wind.Tr: Herkes bayram coşkusundaki rüzgarı, kağıt fenerler ve marşlarla kutlarken, bu geçici hastane şimdi soğukla ve krizle mücadele ediyordu.En: While everyone was celebrating the enthusiasm of the holiday with paper lanterns and marches, this makeshift hospital was now struggling with the cold and crisis.Tr: Kerem, kocaman kahve fincanıyla içeri girdi.En: Kerem entered with a huge coffee mug.Tr: Gözleri uykusuzluk ve yorgunlukla bezendi.En: His eyes were adorned with sleeplessness and fatigue.Tr: "Yeni bir hasta daha geldi," dedi.En: "Another patient has arrived," he said.Tr: "Emre adı.En: "Emre is the name.Tr: Durumu ciddi."En: The situation is serious."Tr: Elif hemen ayağa kalktı, çayını kenara bıraktı.En: Elif immediately stood up and set aside her tea.Tr: "Haydi, Kerem.En: "Let's go, Kerem.Tr: Onu görmeliyiz."En: We need to see him."Tr: Emre, hastanenin küçük odalarından birinde yatıyordu.En: Emre was lying in one of the small rooms of the hospital.Tr: Kar beyaz kâbusu yüzünden bir kaza geçirmişti.En: He had been in an accident because of the white snow nightmare.Tr: Karın ağrıları dayanılmazdı ve hemen müdahale gerekiyordu.En: The stomach pains were unbearable, and immediate intervention was required.Tr: Kerem, cihazların azlığı ve ilaçların yetersizliğiyle elinden ne gelirse yapmaya çalışıyordu.En: Kerem was trying to do what he could amidst the lack of devices and insufficient medication.Tr: "Sorun şu ki," diye başladı Kerem, "Onu başka bir hastaneye götürmek riskli olur.En: "The issue is," Kerem began, "it would be risky to take him to another hospital.Tr: Yollar kapalı.En: The roads are closed.Tr: Yine de burada elimizden geleni yapmalıyız."En: Yet, we must do everything we can here."Tr: Elif derin bir nefes aldı.En: Elif took a deep breath.Tr: Dışarıda, rüzgar hafiften ulurken, içeride acil bir karar alınmalıydı.En: Outside, as the wind softly howled, an urgent decision had to be made inside.Tr: "Kerem, ameliyatı burada yapmalıyız.En: "Kerem, we need to perform the surgery here.Tr: Diğer seçeneğimiz yok."En: We have no other option."Tr: Kerem bir an düşündü.En: Kerem thought for a moment.Tr: "Tamam," dedi sonunda.En: "Alright," he finally said.Tr: "Seninle birlikte çalışacağım."En: "I'll work with you."Tr: İkili, dar odada törpüledikleri becerileriyle Emre'yi ameliyata hazırladı.En: The duo prepared Emre for surgery in the cramped room, honing their skills.Tr: Elif dikkatli ve hassas bir şekilde aletleri Kerem'e uzatırken içini bir umut kapladı.En: As Elif carefully and sensitively handed the instruments to Kerem, a sense of hope filled her.Tr: Adeta zaman durmuştu; sadece odanın içinde yankılanan nefes sesleri ve kalp monitörünün sakinleştirici sesi vardı.En: Time seemed to have stopped; only the echoing breaths in the room and the calming sound of the heart monitor were present.Tr: Saatler sonra, Emre gözlerini açtı.En: Hours later, Emre opened his eyes.Tr: Yüzünde hafif bir gülümseme ile Elif'e ve Kerem'e baktı.En: With a faint smile on his face, he looked at Elif and Kerem.Tr: "Teşekkür ederim," dedi, sesi zayıf ama kararlıydı.En: "Thank you," he said, his voice weak but determined.Tr: "Hayatımı borçluyum size."En: "I owe you my life."Tr: Elif bir an durdu, kalbinde sıcak bir ferahlık hissetti.En: Elif paused for a moment, feeling a warm serenity in her heart.Tr: O ve Kerem, bu zorluğun üstesinden birlikte gelerek bir şeyler başarmışlardı.En: She and Kerem had accomplished something by overcoming this challenge together.Tr: O gece herkes biraz daha huzurlu uyudu.En: That night, everyone slept a bit more peacefully.Tr: Elif, kendi becerilerine daha çok güvenirken, Kerem, işlerin bazen ekip çalışmasıyla daha kolay olduğunu öğrenmişti.En: Elif had greater confidence in her abilities, while Kerem learned that sometimes teamwork makes things easier.Tr: Ve kar yavaşça yağıyor, soğuk dışarıda kalıyordu; içeride ise küçük bir hastanenin sıcak ortamında umut yeşeriyordu.En: And the snow was slowly falling, the cold stayed outside; inside, hope was blossoming in the warm environment of the small hospital. Vocabulary Words:...
    続きを読む 一部表示
    15 分
  • Braving the Storm: Lessons from the Arktik Tundra
    2025/11/26
    Fluent Fiction - Turkish: Braving the Storm: Lessons from the Arktik Tundra Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2025-11-26-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Arktik Tundra'nın soğuk ve sessiz topraklarında, bir çevre bilimi projesi için okul gezisine çıkan iki öğrenci vardı: Emir ve Leyla.En: In the cold and silent lands of the Arktik Tundra, there were two students on a school trip for an environmental science project: Emir and Leyla.Tr: Kışın ortasıydı ve gökyüzü neredeyse sürekli alacakaranlıktı.En: It was the middle of winter, and the sky was almost perpetually twilight.Tr: Kar beyazı arazi, hem güzelliği hem de zorluklarıyla etkileyiciydi.En: The snow-white terrain was impressive with both its beauty and challenges.Tr: Emir, bilimle yakından ilgilenen bir öğrenciydi.En: Emir was a student closely interested in science.Tr: Arktik'teki her kar tanesi ve buz parçası onun için bir keşifti.En: Every snowflake and piece of ice in the Arktik was a discovery for him.Tr: Yanında Leyla vardı.En: Beside him was Leyla.Tr: Leyla maceralı ve cesurdu, denemekten korkmuyordu.En: Leyla was adventurous and brave, unafraid to try.Tr: Fakat Emir onun aşırı heyecandan dikkatsizlik yapabileceğinden endişeliydi.En: However, Emir was worried that her excessive excitement might lead to carelessness.Tr: Amaçları, yakındaki donmuş gölden su örnekleri toplamaktı.En: Their goal was to collect water samples from a nearby frozen lake.Tr: Emir, suyun durumu hakkında bir rapor hazırlamak istiyordu.En: Emir wanted to prepare a report about the condition of the water.Tr: Sabah, araştırma istasyonundan ayrıldılar.En: In the morning, they set off from the research station.Tr: Emir haritayı ve pusulayı sıkıca elinde tutuyordu.En: Emir was holding the map and compass tightly in his hands.Tr: Leyla hızlı bir şekilde önden yürüyordu.En: Leyla walked ahead quickly.Tr: "Hadi Emir, daha hızlı! Göle ilk ben varacağım!" dedi.En: "Come on Emir, faster! I'll reach the lake first!" she said.Tr: Emir, "Çok dikkatli ol Leyla, donmuş yüzey tehlikeli olabilir," diye yanıt verdi.En: Emir replied, "Be very careful Leyla, the frozen surface may be dangerous."Tr: Ancak Leyla, Emir'in uyarılarını her zaman dinlemezdi.En: However, Leyla didn't always listen to Emir's warnings.Tr: Yolun yarısında aniden yoğun bir kar fırtınası başladı.En: Halfway along the route, a sudden intense snowstorm began.Tr: Rüzgar, göz gözü görmez hale gelmişti.En: The wind had made visibility nearly impossible.Tr: Emir, Leyla'yı kaybetmişti.En: Emir had lost Leyla.Tr: Kalbi hızlıca çarptı.En: His heart was racing.Tr: Ama bu durumda sakin kalması gerektiğini biliyordu.En: But he knew he needed to stay calm in this situation.Tr: Derin bir nefes aldı ve Leyla'yı aramaya başladı.En: He took a deep breath and began to search for Leyla.Tr: "Leyla! Neredesin?" diye bağırdı.En: "Leyla! Where are you?" he shouted.Tr: Fırtınanın sesi, onun sesini bastırıyordu.En: The sound of the storm was drowning out his voice.Tr: Biraz sonra, Leyla'nın zayıf bir sesle "Buradayım!" dediğini duydu.En: Shortly afterward, he heard Leyla say in a weak voice, "I'm here!"Tr: Emir, sesin geldiği yöne dikkatlice ilerledi ve sonunda Leyla'yı buldu.En: Emir carefully moved towards the direction the voice came from and finally found Leyla.Tr: "Emir, çok özür dilerim. Seni dinlemeliydim," dedi Leyla pişman bir şekilde.En: "Emir, I’m really sorry. I should have listened to you," said Leyla regretfully.Tr: Emir gülümsedi.En: Emir smiled.Tr: "Önemli değil. Şimdi birlikte buradan dönmeliyiz," dedi.En: "It's okay. Now we must return together," he said.Tr: Leyla ise başını sallayarak kabul etti.En: Leyla nodded in agreement.Tr: Ortak çalışarak, pusulayla yolunu bulan Emir'in liderliğinde geri dönüşe başladılar.En: By working together, they began their return under Emir's leadership, who was able to find the way with the compass.Tr: Kar fırtınası kötüye gidiyordu ama Emir, güçlükle de olsa yolu bulmayı başardı.En: The snowstorm was getting worse, but Emir managed to find the way back despite the difficulties.Tr: İstasyona vardıklarında, her ikisi de büyük bir rahatlama hissetti.En: When they reached the station, both felt a great sense of relief.Tr: Emir, bu deneyimden sonra kendine daha fazla güven duymaya başlamıştı.En: After this experience, Emir started to have more confidence in himself.Tr: Leyla ise dikkatsizliğin nelere yol açabileceğini anlamıştı.En: Leyla, on the other hand, understood what carelessness could lead to.Tr: İkisi de, zorluklarla baş ederken nasıl birlikte çalışabileceklerini öğrenmişlerdi.En: Both had learned how to work together while dealing with challenges.Tr: Arktik'in sessiz ama zorlu ortamı, onlara liderliğin ve takım çalışmasının değerini öğretmişti.En: The...
    続きを読む 一部表示
    15 分
  • Journey on the Tundra: Balancing Preparation and Passion
    2025/11/26
    Fluent Fiction - Turkish: Journey on the Tundra: Balancing Preparation and Passion Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2025-11-26-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Beyaz, uçsuz bucaksız tundra.En: White, endless tundra.Tr: Sadece kar ve sessizlik.En: Only snow and silence.Tr: Emir ve Yeliz, kışlık malzeme almak için küçük bir mağazadaydı.En: Emir and Yeliz were in a small store to get winter supplies.Tr: Dışarısı çok soğuktu.En: It was very cold outside.Tr: Emir dikkatliydı.En: Emir was careful.Tr: O, listeye bağlı kalmaya kararlıydı.En: He was determined to stick to the list.Tr: Kalın montlar, sağlam botlar ve ağır uyku tulumları alışveriş listesinde vardı.En: Thick coats, sturdy boots, and heavy sleeping bags were on the shopping list.Tr: Yeliz ise heyecanlıydı.En: Yeliz, on the other hand, was excited.Tr: Macera için hazırdı. Ancak o, parlak renkli bir şapka görünce durdu.En: She was ready for adventure, but she stopped when she saw a brightly colored hat.Tr: "Bu çok güzel Emir, bak," dedi Yeliz, neşeyle şapkanın tüylerini sallayarak.En: "This is so beautiful, Emir, look," said Yeliz, cheerfully shaking the hat's feathers.Tr: Emir iç çekti.En: Emir sighed.Tr: "Yeliz, buna ihtiyacımız yok. Burada önemli olan eksiksiz hazırlanmak. Hadi. Ana malzemelere odaklanalım."En: "Yeliz, we don't need this. What matters here is being fully prepared. Come on. Let’s focus on the main items."Tr: Mağaza, bölgeye özgü malzemelerle doluydu.En: The store was filled with local supplies.Tr: Raflar, soğuk havalarda hayatta kalmak için gerekli her şeyle doluydu.En: The shelves were stocked with everything necessary to survive in cold weather.Tr: Ancak hava raporu birden bire değişti.En: However, the weather report suddenly changed.Tr: Fırtına yaklaşıyordu.En: A storm was approaching.Tr: Mağazada bir telaş başladı.En: A flurry of activity began in the store.Tr: Herkes ihtiyaçlarını çabucak almak istiyordu.En: Everyone wanted to get their needs quickly.Tr: Yeliz telaşlı kalabalığı gördü ve daha fazla şaşaalı aksesuarlara yöneldi.En: Yeliz saw the hurried crowd and was drawn to more flashy accessories.Tr: Emir tekrar ikna etmeye çalıştı.En: Emir tried to persuade again.Tr: "Lütfen Yeliz, ihtiyacımız olanları alalım," dedi.En: "Please, Yeliz, let's get what we need," he said.Tr: Fırtına yaklaşırken, Emir ile Yeliz arasında bir karar verme anıydı.En: As the storm approached, it was a moment of decision between Emir and Yeliz.Tr: Emir, Yeliz’in hevesine rağmen, listedeki asıl malzemelere odaklanmaya devam etti.En: Despite Yeliz’s enthusiasm, Emir continued to focus on the main items on the list.Tr: Ancak içinden bir his, ona küçük bir fedakarlığın da önemli olduğunu söylüyordu.En: But something inside him told him that a small sacrifice is sometimes important.Tr: Emir, Yeliz’in ışıltılı gözlerini düşünerek, ona küçük bir hediye almaya karar verdi. Parlak renkli bir şapka.En: Thinking about Yeliz’s sparkling eyes, he decided to buy her a small gift: the brightly colored hat.Tr: Sonunda, Emir ve Yeliz gerekli tüm malzemeleri aldılar.En: In the end, Emir and Yeliz got all the necessary items.Tr: Fırtına başlamadan önce mağazadan çıktılar.En: They left the store before the storm started.Tr: Soğuk tundra, yolculuğun başlangıcıydı.En: The cold tundra was the beginning of the journey.Tr: Bu deneyim ikisini de değiştirdi.En: This experience changed both of them.Tr: Emir, anı yaşamanın değerini anlamıştı.En: Emir had understood the value of living in the moment.Tr: Yeliz ise hazırlığın önemini gördü.En: Yeliz saw the importance of being prepared.Tr: Hem kararlılık hem de heyecan, onları bu yolculuğa daha iyi hazırlamıştı.En: Both determination and excitement had better prepared them for this journey.Tr: Arktik tundrada birlikte ilerlerken, ikisi de öğrendikleri değerli derslerle geleceğe daha güçlü adım attılar.En: As they moved forward together in the Arctic tundra, they stepped into the future stronger with the valuable lessons they learned.Tr: Birlikte oldukları sürece her şeyin üstesinden gelebilirlerdi.En: As long as they were together, they could overcome anything. Vocabulary Words:endless: uçsuz bucaksıztundra: tundrasupplies: malzemethick: kalınsturdy: sağlamdetermined: kararlıcoats: montlarsleeping bags: uyku tulumlarıadventure: macerafeathers: tüylersigh: iç çekmekmatters: önemlishelves: rafstorm: fırtınaflurry: telaşpersuade: ikna etmekapproached: yaklaşırkenenthusiasm: hevessacrifice: fedakarlıksparkling: ışıltılıprepared: hazırlanmaksurvive: hayatta kalmakvaluable: değerlilessons: derslerfuture: gelecekovercome: üstesinden gelmeklocal: bölgeye özgünecessary: gereklidecision: kararexperience: deneyim
    続きを読む 一部表示
    14 分
  • Warehouse to Artistic Haven: Emir & Leyla's Journey
    2025/11/25
    Fluent Fiction - Turkish: Warehouse to Artistic Haven: Emir & Leyla's Journey Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2025-11-25-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Soğuk sonbahar rüzgarları hikayenin kapısını araladığında, eski bir depo Emir ve Leyla'nın hayatlarını değiştiren bir dünya oldu.En: When the cold autumn winds cracked open the door to the story, an old warehouse became a world that changed Emir and Leyla's lives.Tr: Emir, bu kasabaya yeni taşınmıştı.En: Emir had just moved to this town, always with a desire to explore in his mind.Tr: Kafasında hep keşfetme arzusu.En: Leyla, on the other hand, was in search of inspiration for her passion for art.Tr: Leyla ise, sanata olan tutkusu için ilham arayışındaydı.En: Both were lonely, but they carried a desire to form a deep connection.Tr: İkisi de yalnızdı, ama derin bir bağ kurma isteği taşıyorlardı.En: The warehouse was a forgotten place.Tr: Depo, unutulmuş bir yerdi.En: High ceiling, broken windows.Tr: Tavanı yüksek, pencereleri kırık.En: The beams of light hitting its dusty floor reminded of the mysterious history inside.Tr: Tozlu zeminine vuran ışık huzmeleri, içerdeki esrarengiz tarihi hatırlatıyordu.En: It was said in the neighborhood that this place was haunted, but Emir and Leyla didn't care.Tr: Mahallede buranın perili olduğu söylenirdi, ama Emir ve Leyla bunlara aldırmadı.En: It was like a treasure that needed to be discovered.Tr: Burası, keşfedilmesi gereken bir hazine gibiydi.En: One day, Emir wanted to explore the warehouse.Tr: Bir gün Emir, depoyu keşfetmek istedi.En: When he entered, the silence and coldness of the environment gave him a slight shiver.Tr: İçeri girdiğinde, ortamın sessizliği ve soğukluğu ona hafif bir ürperti verdi.En: However, this only fueled his curiosity further.Tr: Ancak bu onun merakını daha da kamçıladı.En: Just then, Leyla approached the warehouse.Tr: Tam o sırada, Leyla depoya doğru yaklaştı.En: She paused as she heard faint sounds.Tr: İnce sesler duyduğunda duraksadı.En: "Hello," she said slowly as she entered, "can we explore together?"Tr: "Merhaba," dedi yavaşça içeri girerek, "birlikte gezebilir miyiz?"En: Emir was happy about her arrival.Tr: Emir, onun gelişinden mutluydu.En: "Of course, but let's be a bit cautious," he replied.Tr: "Tabii, ancak biraz dikkatli olalım," diye yanıtladı.En: The two began to wander side by side through the warehouse.Tr: İkisi yan yana, depoyu dolaşmaya başladılar.En: Were the noises the result of the wind and ghost stories watching them, or something else?Tr: Gürültüler, rüzgârın ve onları izleyen hayalet hikayelerinin eseri miydi, yoksa başka bir şey mi, henüz bilmiyorlardı.En: They didn't know yet.Tr: Bir süre sonra, duvardan gelen garip bir tıkırtı duydular.En: After a while, they heard a strange ticking coming from the wall.Tr: Emir cesaretini toplayarak kaynağa ilerlemeye karar verdi.En: Emir decided to gather his courage and move towards the source.Tr: Leyla da merakla onu izledi.En: Leyla watched him with curiosity.Tr: Bir köşeye vardıklarında, gözleri önüne çıkan şey ikisinin nefesini kesti: Eski bir tablo.En: When they reached a corner, what appeared before their eyes took their breath away: An old painting.Tr: Üzerinde geçmişin ihtişamını gösteren bir sahne.En: It depicted a scene showing the splendor of the past.Tr: Belki de depo bir zamanlar başka amaçlar için kullanılıyordu.En: Perhaps the warehouse was once used for other purposes.Tr: Tablo, ilham verici ve büyüleyiciydi.En: The painting was inspiring and captivating.Tr: Leyla düşündü ki burası, sanatı için aradığı ilham kaynağıydı.En: Leyla thought this place was the source of inspiration she sought for her art.Tr: Emir ise bu keşfi başkalarıyla paylaşma arzusunu hissetmeye başladı.En: Emir, on the other hand, felt the urge to share this discovery with others.Tr: Emir ve Leyla, bir karar verdiler.En: Emir and Leyla made a decision.Tr: Depoyu restore etmek ve mahalle için bir sanat alanı haline getirmek.En: To restore the warehouse and turn it into a space for art for the neighborhood.Tr: Bu yeni heyecan, onların bağını güçlendirdi.En: This new excitement strengthened their bond.Tr: Emir daha cesur, Leyla ise kendini daha ait hissetmeye başladı.En: Emir became braver, and Leyla began to feel more belonging.Tr: Artık yalnız değildiler; birlikte bir gelecek kuruyorlardı.En: They were no longer alone; they were building a future together.Tr: Ve o sonbahar, tahmini bir Şükran Günü'nün ötesine geçti.En: And that autumn went beyond a foreseeable Thanksgiving Day.Tr: Çünkü şimdi, her günü paylaşacakları için şükredecekleri bir bağları vardı.En: Because now, they had a bond to be thankful for, as they would share every day.Tr: Artık depo sadece dört duvar arasında sıkışmış anılar ...
    続きを読む 一部表示
    16 分