エピソード

  • Soaring Courage: A Hot Air Balloon Adventure in Cappadocia
    2026/02/10
    Fluent Fiction - Turkish: Soaring Courage: A Hot Air Balloon Adventure in Cappadocia Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-10-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Cappadocia'da kış sabahı, soğuk bir rüzgar adeta festivale eşlik ediyordu.En: On a winter morning in Cappadocia, a cold wind practically accompanied the festival.Tr: Herkes, rengarenk balonların gökyüzünde süzülüşünü izlemek için toplanmıştı.En: Everyone had gathered to watch the colorful balloons glide through the sky.Tr: Ece, elinde tuttuğu checklist'i ile etrafa bakındı.En: Ece looked around with the checklist she held.Tr: Festivali yerden izlemeyi planlamıştı.En: She had planned to watch the festival from the ground.Tr: Ece sırayla tüm etkinlikleri tamamlıyordu.En: Ece was completing all the activities one by one.Tr: Ozan ise, yükseklik korkusu nedeniyle biraz tedirgindi.En: Ozan, however, was a bit uneasy because of his fear of heights.Tr: Ama Yasemin gibi maceracı bir arkadaşınız varsa, korkularınızı zor da olsa yenmek gerekirdi.En: But when you have an adventurous friend like Yasemin, you have to overcome your fears, even if it's difficult.Tr: Yasemin, balonlara tutkuyla bakarken Ozan’ı ikna etmeye çalışıyordu.En: While Yasemin looked at the balloons passionately, she was trying to persuade Ozan.Tr: Ancak bu üçlüyü büyük bir sürpriz bekliyordu.En: But a big surprise awaited this trio.Tr: Yanlışlıkla yanlış balona yönlendirilmişlerdi.En: They were mistakenly directed to the wrong balloon.Tr: Yasemin bir an kıpırdadı ve kapı kapandı.En: Yasemin moved slightly, and the door closed.Tr: "Hayır, hayır!En: "No, no!Tr: Hazır değiliz!"En: We’re not ready!"Tr: diye bağırdı Ozan, ama çok geçti.En: shouted Ozan, but it was too late.Tr: Balon yavaşça yerden yükselmeye başladı.En: The balloon slowly began to rise from the ground.Tr: Ece hemen kontrolü ele almaya çalıştı.En: Ece immediately tried to take control.Tr: "Sakin olmalıyız," dedi ve balondaki telsizi aramaya koyuldu.En: "We need to stay calm," she said and started to search for the radio in the balloon.Tr: Bulduğunda, yer ekibiyle iletişime geçmeye çalıştı.En: When she found it, she tried to communicate with the ground crew.Tr: "Merhaba?En: "Hello?Tr: Yardıma ihtiyacımız var!"En: We need help!"Tr: dedi sakin ama kararlı bir sesle.En: she said in a calm but determined voice.Tr: Ozan, balonun kenarına tutunarak nefes almaya çalışıyordu.En: Ozan was trying to catch his breath by holding onto the side of the balloon.Tr: "Bunsuz yapamam," diye mırıldandı.En: "I can't do this," he murmured.Tr: Ancak Yasemin’in cesareti ona güç verdi.En: However, Yasemin's courage gave him strength.Tr: Yasemin, balonu kontrol etmek için kollarını sıvadı.En: Yasemin rolled up her sleeves to control the balloon.Tr: Bir taraftan da "Bu inanılmaz!"En: At the same time, she couldn’t stop herself from saying, "This is incredible!"Tr: demekten kendini alıkoyamıyordu.En: The balloon drifted a bit to the right with the wind, and when they approached a line of rocks, all three of them panicked.Tr: Balon rüzgarla biraz sağa kaydı ve bir kaya sırasına yaklaştıklarında üçü de panikledi.En: Ece began to follow the instructions coming from the radio.Tr: Ece, telsizden gelen talimatları takip etmeye başladı.En: "Lower it slowly!"Tr: "Yavaşça indirin!"En: Ece shouted to Ozan and Yasemin.Tr: Ece, Ozan’a ve Yasemin’e bağırdı.En: Despite all his fears, Ozan decided to support Yasemin and drew strength from Ece’s calm voice, which nearly stopped his heart.Tr: Tüm korkularına rağmen Ozan, Yasemin'e destek olmaya karar verdi ve neredeyse kalbi duracak gibi olan Ece'nin huzurlu sesinden güç aldı.En: "You can do this, Ozan!"Tr: "Bunu başarabilirsin Ozan!"En: said Yasemin and held his hand tightly.Tr: dedi Yasemin ve Ozan’ın elini sıkıca tuttu.En: In the end, with everyone’s efforts, the balloon landed safely.Tr: Sonunda, herkesin çabalarıyla balon güvenli bir şekilde yere indi. Festivaldekiler alkışlarla onları karşıladı.En: The festival-goers welcomed them with applause.Tr: Büyük bir karışıklıkla başlayan macera tatlı bir hikayeye dönüştü.En: The adventure that started with great confusion turned into a sweet story.Tr: Üçü de gülümseyerek balonu terk ettiler, yeni deneyimlerle dolu ve birbirlerine daha da yakınlaşmış olarak.En: All three of them left the balloon smiling, filled with new experiences and closer to each other.Tr: Ece, plansız bir maceranın tadını çıkarmanın da güzel olduğunu gördü.En: Ece realized that enjoying an unplanned adventure can be wonderful too.Tr: Ozan, korkularına rağmen bir şeyler başarıyor olmanın özgüvenini kazandı.En: Ozan gained the confidence of being able to achieve something despite his fears.Tr: Yasemin ise, bazen dostluğu ve işbirliğini ...
    続きを読む 一部表示
    16 分
  • From Abandoned Warehouse to Art Wonderland: Emir's Bold Vision
    2026/02/10
    Fluent Fiction - Turkish: From Abandoned Warehouse to Art Wonderland: Emir's Bold Vision Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-10-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Emir, gözlerinde büyük hayallerle ve kalbinde sanat aşkıyla, eski ve terk edilmiş bir depoya bakıyordu.En: Emir, with big dreams in his eyes and a love for art in his heart, was looking at an old and abandoned warehouse.Tr: Yüksek tavanları, kırık pencereleri ve işlemeyen makineleriyle bu mekan, uzak bir geçmişin izlerini taşıyordu.En: With its high ceilings, broken windows, and non-working machinery, this place carried the traces of a distant past.Tr: Ama Emir için burası, sanatının parlayacağı bir sahneydi.En: But for Emir, it was a stage where his art would shine.Tr: Kışın ortasındaydık.En: It was the middle of winter.Tr: Soğuk hava depoyu kağıt gibi sararken, Emir'ın hayali buz tutmuyordu.En: While the cold air wrapped around the warehouse like paper, Emir's dream was not freezing.Tr: Emir, bir akşam gizli bir sanat sergisi düzenleyecekti.En: Emir planned to organize a secret art exhibition one evening.Tr: Tüm çalışmalarını özenle seçmişti.En: He had meticulously selected all his works.Tr: Ancak bu sergi için desteğe ihtiyacı vardı.En: However, he needed support for this exhibition.Tr: Birikimlerini son kuruşuna kadar harcamaktan çekinmeden, ısıtma sistemini kurdurdu.En: Without hesitation, he spent his savings to the last penny and had a heating system installed.Tr: Yine de yeterli değildi.En: Yet, it was still not enough.Tr: Organize edilmesi gereken çok şey vardı.En: There was much that needed to be organized.Tr: Tam bu sırada, Zeynep devreye girdi.En: Just at this point, Zeynep stepped in.Tr: Emir, Zeynep'i işinde en iyi olarak duymuştu.En: Emir had heard of Zeynep's reputation as being the best in her field.Tr: Onun tecrübesi ve yetenekleri, Emir'in en büyük umuduydu.En: Her experience and skills were Emir's greatest hope.Tr: Zeynep, işine hemen başladı.En: Zeynep immediately started her work.Tr: O ve Emir, ışıkları yerleştirdi.En: She and Emir set up the lights.Tr: Masaları düzenlediler.En: They arranged the tables.Tr: Zeynep misafir listesine son rötuşları yaparken, Emir sanat eserlerini tek tek yerleştirdi.En: While Zeynep was putting the final touches on the guest list, Emir placed the art pieces one by one.Tr: Fuari ziyaret edecek insanların seçimi, serginin başarısını belirleyecekti.En: The selection of people who would visit the exhibition would determine its success.Tr: Emir, bu riski almak istemiyordu.En: Emir didn't want to take this risk.Tr: Zeynep'in yardımıyla, etkili sanat eleştirmenleri ve koleksiyonerler davet edildi.En: With Zeynep's help, influential art critics and collectors were invited.Tr: Sergi gecesi kapıyı çaldı.En: The night of the exhibition arrived.Tr: Ancak dışarıda kar fırtınası vardı.En: However, there was a snowstorm outside.Tr: Emir'in yüreğine bir korku düştü: Kimse gelmeyecek miydi?En: A fear crept into Emir's heart: Would no one come?Tr: Emir umutla beklemeye başladı.En: Emir began to wait hopefully.Tr: Dakikalar saatlere dönüştü.En: Minutes turned into hours.Tr: Derken, kapının önünde birkaç cesur insan belirdi.En: Suddenly, a few brave people appeared at the door.Tr: Emir içten bir nefes aldı.En: Emir took a deep breath.Tr: Elle seçilen küçük grup depoyu doldurdu.En: The carefully chosen small group filled the warehouse.Tr: Kırık pencerelerden giren soğuk hava, misafirlerin coşkusunu bastıramadı.En: The cold air coming in through the broken windows couldn't dampen the guests' enthusiasm.Tr: Kritikçiler eserleri inceledi, notlar aldı.En: Critics examined the works and took notes.Tr: Koleksiyonerler hayranlıkla tablolara ve heykellere baktı.En: Collectors looked at the paintings and sculptures with admiration.Tr: Fırtınanın ortasında, Emir'in sanatı sıcaklık saçtı.En: In the midst of the storm, Emir's art radiated warmth.Tr: Gecenin sonunda, önemli bir eleştirmen Emir'in yanına geldi.En: At the end of the night, an important critic came up to Emir.Tr: "Eserlerin, genç adam, etkileyici.En: "Your works are impressive, young man.Tr: Seninle çalışmak istiyorum.En: I want to work with you.Tr: Gelecekte büyük projeler yapabiliriz," dedi.En: We can do big projects in the future," he said.Tr: Emir'in yorgunluğu bir anda geçti.En: Emir's fatigue disappeared in an instant.Tr: Başarmıştı.En: He had succeeded.Tr: Ertesi sabah, Emir kendine yeni bir söz verdi.En: The next morning, Emir made himself a new promise.Tr: Yılmayacak, hep denemeye devam edecekti.En: He would not give up and would continue to try.Tr: Destek almaktan çekinmeyecekti.En: He wouldn't shy away from seeking support.Tr: O gece sadece bir başlangıçtı.En: That night was just a beginning.Tr: Soğuk kış akşamı, Emir için yeni ve...
    続きを読む 一部表示
    16 分
  • Love Unfolds at İstanbul's Iconic Tower: A Valentine's Tale
    2026/02/09
    Fluent Fiction - Turkish: Love Unfolds at İstanbul's Iconic Tower: A Valentine's Tale Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-09-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Kış mevsiminin serin rüzgarları İstanbul'u sardığında, Emir, Yasemin ve Zehra, İstanbul'un büyüleyici atmosferinde bir tatil için heyecanla toplanmışlardı.En: When the cool winds of winter enveloped İstanbul, Emir, Yasemin, and Zehra gathered excitedly for a vacation, enchanted by the magical atmosphere of İstanbul.Tr: Aralık ayının soğuğu, taze bir enerjiyle heyecanlarını artırıyor, her şeyin mümkün olabileceği yeni bir macera sunuyordu.En: The cold of December, infused with fresh energy, heightened their excitement, offering a new adventure where anything seemed possible.Tr: Özellikle de bugün, Sevgililer Günü'ydü ve İstanbul'un en romantik simgelerinden biri olan Kız Kulesi'nde planlanmış bir gezi vardı.En: Especially today, as it was Valentine's Day, and a trip to one of İstanbul's most romantic landmarks, the Kız Kulesi, had been planned.Tr: Emir, bu tatil boyunca Yasemin'e olan duyduğu derin hisleri açıklamanın doğru anını arıyordu.En: Throughout this vacation, Emir was searching for the right moment to express the deep feelings he had for Yasemin.Tr: Her zaman Yasemin'le arkadaş olarak mutlu olduklarını düşünmüştü, ama zamanla duygularının bir arkadaşlıktan daha öteye geçtiğini fark etti.En: He had always thought they were happy as friends, but over time, he realized his feelings had gone beyond friendship.Tr: Ancak Yasemin, her zaman yeni maceralara odağını vermişti ve Emir, bu duygularını açığa vurarak değerli arkadaşlıklarını riske atmaktan korkuyordu.En: However, Yasemin always seemed focused on new adventures, and Emir was afraid to reveal his feelings and risk their valuable friendship.Tr: Zehra ise, arkadaşlarının birbirlerine olan ilgisini fark etmişti ve tatil boyunca ince planlar yapıyordu.En: As for Zehra, she had noticed the interest her friends had in each other and was quietly making plans throughout the vacation.Tr: Bugün Kız Kulesi'ne yapılacak geziyi, Emir için bir fırsat olarak görüyordu.En: She saw today's trip to Kız Kulesi as an opportunity for Emir.Tr: Gizlice Emir'i cesaretlendirerek, Yasemin ile baş başa kalabileceği bir an yaratmayı planlıyordu.En: She planned to secretly encourage Emir, creating a moment where he could be alone with Yasemin.Tr: Kız Kulesi, Boğaz'ın masalsı sularında, tarih kokan ihtişamıyla onları karşıladığında, Yasemin hayranlıkla etrafı izliyordu.En: When they arrived at the Kız Kulesi, meeting them with its historical grandeur amidst the fairy-tale waters of the Bosphorus, Yasemin watched in admiration.Tr: Soğuk kış rüzgarı biraz üşütse de, denizin ortasında yükselen bu tarihi kule, tüm harikasıyla Yasemin'in dikkatini çekmişti.En: Although the cold winter wind was a bit chilling, this historic tower rising in the middle of the sea captivated Yasemin's attention with all its marvel.Tr: Zehra, ince bir hareketle Emir'e yaklaştı ve ona anlayışlı bir bakış attı.En: Zehra approached Emir with a subtle gesture and gave him an understanding look.Tr: Emir, içinde açılan cesaret kapısını kullanarak Yasemin'i sessizce kuleye çıkarmaya ikna etti.En: Using the courage that had opened within him, Emir quietly persuaded Yasemin to accompany him to the top of the tower.Tr: İkilinin, Kule'nin tepesindeki balkonundan İstanbul'un ışıl ışıl manzarası karşısında durmasıyla, Emir'in içindeki heyecan dindirilmesi gereken bir fırtınaya dönüşmüştü.En: As the two stood on the balcony above, overlooking the sparkling view of İstanbul, the excitement within Emir transformed into a storm that needed to be calmed.Tr: Hafif bir titreme hissettiği anda, Emir konuşmaya başladı.En: Feeling a slight tremor, Emir began to speak.Tr: "Yasemin," dedi, sesi Boğaz'ın sonsuz yankısında kaybolmadı.En: "Yasemin," he said, his voice not lost in the endless echo of the Bosphorus.Tr: "Bu gezi...En: "This trip...Tr: Bu tatil... Sen benim için daha fazlasını ifade ediyorsun.En: This vacation... You mean so much more to me.Tr: Bunu bilmeni istedim.En: I wanted you to know that.Tr: Seni her zaman sevdim."En: I've always loved you."Tr: Yasemin, gözlerinde şaşkınlık ve tatlı bir hisle Emir'e baktı.En: Yasemin looked at Emir with surprise and a sweet emotion in her eyes.Tr: Emir'in itirafı, Kız Kulesi'nin o peri masalı gibi atmosferinde karşı konulmazdı.En: Emir's confession, in the fairy-tale-like atmosphere of the Kız Kulesi, was irresistible.Tr: "Emir," dedi nazikçe, "bunu hiç düşünmemiştim.En: "Emir," she said gently, "I never thought of it.Tr: Ama senin cesaretin ve dürüstlüğün, sanırım, denemeye değer."En: But your courage and honesty, I suppose, are worth trying."Tr: Emir o...
    続きを読む 一部表示
    17 分
  • Soaring Above Troubles: A Sibling's High-Flying Bond
    2026/02/09
    Fluent Fiction - Turkish: Soaring Above Troubles: A Sibling's High-Flying Bond Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-09-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Kışın soğuk bir sabahıydı.En: It was a cold winter morning.Tr: Gökyüzü gri, yerler beyazdı.En: The sky was gray, and the ground was white.Tr: Emre ve Leyla, ablaları ve amcalarıyla birlikte Kapadokya'daydılar.En: Emre and Leyla were in Kapadokya with their older sister and uncle.Tr: Her şey çok güzel görünüyordu ama Emre'nin içi pek rahat değildi.En: Everything looked beautiful, but Emre wasn't feeling at ease.Tr: Ailedeki gerginlik, karla kaplı bu büyülü manzarayı bile karartıyordu.En: The tension in the family cast a shadow on this magical snow-covered landscape.Tr: Emre, büyük kardeş olarak Leyla'yı korumak istiyordu.En: Emre wanted to protect Leyla as the big brother.Tr: Anne ve babalarının boşanması onları üzmüştü.En: Their parents' divorce had saddened them.Tr: Leyla'nın keyif almasını istiyordu ama bitmek bilmeyen aile tartışmaları, tatilin üzerine gölge düşürüyordu.En: He wanted Leyla to enjoy herself, but the endless family arguments were overshadowing the vacation.Tr: Emre, bir çıkış yolu arıyordu.En: Emre was searching for a way out.Tr: Kapadokya'nın en güzel taraflarından biri de sıcak hava balonlarıydı.En: One of the best aspects of Kapadokya was the hot air balloons.Tr: Emre kararını verdi.En: Emre made up his mind.Tr: Leyla’ya bir sürpriz yapacaktı.En: He would surprise Leyla.Tr: Otel lobisinde heyecanla beklediler.En: They waited excitedly in the hotel lobby.Tr: Gözleri parlayan Leyla, "Ne yapacağız, abi?" diye sordu.En: Leyla, with sparkling eyes, asked, "What will we do, brother?"Tr: Az sonra sıcak hava balonuna bindiler.En: Soon, they boarded a hot air balloon.Tr: Yavaşça yerden yükseldiler, aşağıdaki tuhaf kaya oluşumları ve beyaz örtülü vadiler gökyüzüne doğru yayıldı.En: Slowly, they rose from the ground, and the strange rock formations below and the white-covered valleys spread out toward the sky.Tr: Leyla büyülenmiş gibiydi.En: Leyla seemed enchanted.Tr: "Abi, buradan her şey ne kadar farklı görünüyor," dedi.En: "Brother, everything looks so different from here," she said.Tr: Gökyüzünde süzülürken Emre konuşmaya başladı.En: As they soared in the sky, Emre began to speak.Tr: "Leyla, her şeyin yoluna gireceğini umuyorum. Ama bazen yüküm fazla ağır geliyor."En: "Leyla, I hope everything will be okay. But sometimes the burden feels too heavy."Tr: Leyla, abisine dönüp, "Seninle her şey kolaylaşıyor. Birlikte halledeceğiz, değil mi?" dedi.En: Leyla turned to her brother and said, "Everything becomes easier with you. We'll handle it together, won't we?"Tr: O anda Emre, yalnız olmadığını anladı.En: At that moment, Emre realized he wasn't alone.Tr: Leyla da onun kadar güçlüydü.En: Leyla was as strong as he was.Tr: Yükü omuzlarında hafifledi.En: The load on his shoulders lightened.Tr: Yavaşça aşağı inerken, karar verdiler.En: As they slowly descended, they made a decision.Tr: Ailelerinin sorunları ne kadar büyük olsa da, birlikte göğüs gereceklerdi.En: No matter how big their family's problems were, they would face them together.Tr: Balon yere değdiğinde, Emre ve Leyla'nın yüzünde yeni bir umut vardı.En: When the balloon touched the ground, there was a new hope on Emre and Leyla's faces.Tr: Artık ailelerinin sorunlarına birlikte karşı koymaya hazırdılar.En: They were now ready to tackle their family's issues together.Tr: Kapadokya'nın beyaz manzarası, onlar için yepyeni bir başlangıca tanıklık etmişti.En: The white landscape of Kapadokya had witnessed a brand-new beginning for them. Vocabulary Words:tension: gerginlikdivorce: boşanmaarguments: tartışmalaraspect: tarafenchanted: büyülenmişburden: yüktackle: karşı koymaklandscape: manzaraprotect: korumakwitnessed: tanıklık etmekdescent: inişvalleys: vadilerformations: oluşumlargloom: karanlıkease: rahatcast: düşürmeksurprise: sürprizplotted: planlamakanxiously: endişeylesparkling: parlayansoar: süzülmekslowly: yavaşçadestination: varış yerihover: kalmakdesperately: çaresizceawestruck: hayrete düşmüşrelief: rahatlamastrength: güçtether: halatla sabitlemeksynchronicity: eşzamanlılık
    続きを読む 一部表示
    13 分
  • Blossoming Love: A Winter's Tale in İstanbul's Garden
    2026/02/08
    Fluent Fiction - Turkish: Blossoming Love: A Winter's Tale in İstanbul's Garden Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-08-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: İstanbul'un göbeğinde, Botanik Bahçesi'nin serin yollası, soğuk kış günlerinde bile huzur doluydu.En: In the heart of İstanbul, the cool path of the Botanik Bahçesi was full of tranquility even on cold winter days.Tr: Bahçe, seraların içerisine gizlenmiş, beyaz karların altında uyuyan bir yaşamla doluydu.En: The garden was filled with life hidden inside the greenhouses, sleeping under white snow.Tr: İşte bu sakinlikte, Kemal büyük planlarını gerçekleştirmeye çalışıyordu.En: It was in this calmness that Kemal was trying to realize his big plans.Tr: Kemal, nadir bulunan bir kış çiçeği yetiştirmeye karar vermişti.En: Kemal had decided to grow a rare winter flower.Tr: Tek amacı bu çiçeği Sevgililer Günü'nde düzenlenecek sergiyi kazanmak için sergilemekti.En: His sole purpose was to display this flower to win the exhibition that would be held on Valentine's Day.Tr: Ancak içten içe, bu başarıyla kalbini Elif'e açmak istiyordu.En: However, deep down, he wanted to open his heart to Elif with this success.Tr: Elif, el becerisiyle ün yapmış bir çiçek sanatçısıydı ve Kemal onu etkileyebilmek için her şeyi yapmaya hazırdı.En: Elif was a flower artist famous for her craftsmanship, and Kemal was ready to do anything to impress her.Tr: Bahçe günleri, bitkilerin gerekli besin ve suyu almasıyla geçerken, geceleri Kemal burada nöbet tutuyordu.En: While the garden days went by with the plants receiving the necessary nutrients and water, Kemal kept vigil there at night.Tr: Her gece, seranın sıcaklığını kontrol etti ve zararlı böcekler için doğal ilaçlar geliştirmeye çalıştı.En: Every night, he checked the temperature of the greenhouse and tried to develop natural remedies for harmful insects.Tr: Vakit daralıyor, kışın soğuk yüzü çiçeğini tehdit ediyordu.En: Time was running out, and the cold face of winter was threatening his flower.Tr: Zaman azalmıştı, ama Kemal pes etmedi.En: Time was dwindling, but Kemal did not give up.Tr: Sergi öncesi gece, birdenbire hava ani bir soğuk yaptı.En: On the night before the exhibition, suddenly the weather turned very cold.Tr: Dereceler hızla düştü.En: Temperatures dropped rapidly.Tr: Gece yarısı, seradaki termometre alarm veriyordu.En: At midnight, the thermometer in the greenhouse was sounding an alarm.Tr: Kemal paniğe kapılmadan hemen harekete geçti.En: Without panicking, Kemal immediately sprang into action.Tr: Eski battaniyeleri ve plastik örtüleri kullanarak serayı daha da sıcak tutmaya çalıştı.En: Using old blankets and plastic covers, he tried to keep the greenhouse even warmer.Tr: Gecenin ilerleyen saatlerinde, yorulmuş ama daha kararlıydı.En: As the night wore on, he grew tired but more determined.Tr: Sabah olduğunda, merak ve endişeyle seranın kapısını açtı.En: When morning came, he opened the door of the greenhouse with curiosity and concern.Tr: Çiçeği, hayatta kalmakla kalmamış, tüm görkemiyle açmıştı.En: His flower had not only survived but had blossomed in all its glory.Tr: Nadir kış çiçeği, bembeyaz yapraklarının arasında narin pembe iç kısımlarıyla parlıyordu.En: The rare winter flower shone with its delicate pink insides among its pure white petals.Tr: Sergi günü geldiğinde, bahçe insanlarla dolup taştı.En: On the day of the exhibition, the garden was filled with people.Tr: Elif, serada Kemal'in çiçeğini gördüğünde gözleri parladı.En: When Elif saw Kemal's flower in the greenhouse, her eyes sparkled.Tr: Yanına yaklaştı, nazikçe "Bu şaheser mi Senin?" diye sordu.En: She approached and gently asked, "Is this masterpiece yours?"Tr: Kemal utangaç bir gülümsemeyle "Evet" dedi.En: With a shy smile, Kemal replied, "Yes."Tr: O gün, çiçeğin eşsizliği sadece jürinin değil, Elif'in de dikkatinden kaçmadı.En: That day, the uniqueness of the flower caught not only the jury's attention but also Elif's.Tr: Beraber serayı gezdiler, bitkilerin güzellikleri üzerine uzun uzun sohbet ettiler.En: They toured the greenhouse together, engaging in long conversations about the beauty of the plants.Tr: Kemal, Elif'e olan duygularını sonunda ifade edebildi ve Elif de aynı sevgiyle karşılık verdi.En: Kemal was finally able to express his feelings to Elif, and she reciprocated with the same affection.Tr: Kemal, sadece serbest bir çiçeği değil, aynı zamanda kendi cesaretini de kazanmıştı.En: Kemal had gained not only a free flower but also his own courage.Tr: İstanbul Botanik Bahçesi'nde, soğuk bir kış günü, iki insan kalpleriyle ısındılar.En: On a cold winter day in İstanbul Botanik Bahçesi, two people warmed with their hearts.Tr: Ve o anın sıcaklığı, kış mevsimini ...
    続きを読む 一部表示
    15 分
  • Blossoms of Trust: Forging Friendship Amongst Petals
    2026/02/08
    Fluent Fiction - Turkish: Blossoms of Trust: Forging Friendship Amongst Petals Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-08-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'nde, hafif bir kış sabahıydı.En: Nezahat Gökyiğit Botanical Garden, it was a mild winter morning.Tr: Geniş bahçenin yolları, eriyen karların arasından renkli çiçeklerle doluydu.En: The wide paths of the garden were filled with colorful flowers amidst the melting snow.Tr: İnişli çıkışlı patikalar, İstanbul'un karmaşasından uzak huzurlu bir kaçış hissi veriyordu.En: The winding paths provided a peaceful escape feeling far from the chaos of Istanbul.Tr: Emir dikkatle çiçeklere bakıyordu.En: Emir was carefully looking at the flowers.Tr: Her biri onun için özeldi.En: Each one was special to him.Tr: Leyla ise yanında enerjik bir şekilde not alıyordu.En: Leyla, on the other hand, was energetically taking notes beside him.Tr: Emir, bir proje üzerinde çalışıyordu.En: Emir was working on a project.Tr: İlkbaharın çiçeklerini kataloglamak önemliydi.En: Cataloging the spring flowers was important.Tr: Leyla da bu projeye dahil olmuştu.En: Leyla also got involved in this project.Tr: Bu, onun için kalıcı bir pozisyon kazanma şansıydı.En: It was her chance to secure a permanent position.Tr: Günün ilerleyen saatlerinde gökyüzü kararmaya başladı.En: As the day progressed, the sky began to darken.Tr: Zamanları sınırlıydı ve hava durumu güven vermiyordu.En: Their time was limited and the weather didn't seem reliable.Tr: Emir bu durumdan endişeliydi.En: Emir was worried about this situation.Tr: Leyla ise fazla iyimserdi ve bazen küçük ayrıntıları kaçırıyordu.En: Leyla, however, was overly optimistic and sometimes missed minor details.Tr: Bu da Emir’i sinirlendiriyordu.En: This annoyed Emir.Tr: "Leyla, daha dikkatli olmalısın," dedi Emir.En: "Leyla, you need to be more careful," said Emir.Tr: Leyla, Emir'in güvenini kazanmak istiyordu.En: Leyla wanted to gain Emir's trust.Tr: Bu yüzden çalışmasını üç defa kontrol etti.En: So, she checked her work three times.Tr: Emir ise Leyla'ya güvenmeye karar verdi ve ona projenin önemli bir kısmını teslim etti.En: Emir, however, decided to trust Leyla and handed her an important part of the project.Tr: Leyla, bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeye kararlıydı.En: Leyla was determined to make the most of this opportunity.Tr: Bir akşamüstü, aniden soğuk bir hava dalgası geldi.En: One afternoon, a sudden cold wave arrived.Tr: Çiçekler tehlikedeydi.En: The flowers were in danger.Tr: İkili birlikte hızlı hareket etmek zorundaydı.En: The duo had to act quickly together.Tr: Emir'in bilgisi ve Leyla'nın pratik zekası birleşti.En: Emir's knowledge and Leyla's practical intelligence combined.Tr: Emir Leyla'ya, “Bu senin işin” diyerek cesaret verdi.En: Emir encouraged Leyla by saying, "This is your job."Tr: Leyla kararlıydı ve işini doğru yapmaya odaklandı.En: Leyla was determined and focused on doing her job correctly.Tr: İkili uyum içinde çalıştı ve projeyi zamanında tamamladı.En: The duo worked in harmony and completed the project on time.Tr: Başarıları tüm ekibin dikkatini çekti.En: Their success caught the attention of the entire team.Tr: Emir ve Leyla, emeklerinin karşılığını aldılar.En: Emir and Leyla received the recognition for their efforts.Tr: Emir, Leyla'nın yaratıcılığını ve coşkusunu takdir etmeyi öğrendi.En: Emir learned to appreciate Leyla's creativity and enthusiasm.Tr: Leyla ise bir işte dikkatli olmanın önemini anladı.En: Leyla understood the importance of being meticulous in a job.Tr: Bu deneyim onları birbirine yakınlaştırdı.En: This experience brought them closer together.Tr: Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi, sadece çiçeklerle değil, yeni bir dostlukla da renklendi.En: Nezahat Gökyiğit Botanical Garden was adorned not just with flowers but with a new friendship as well. Vocabulary Words:mild: hafifchaos: karmaşawinding: inişli çıkışlıcataloging: kataloglamakpermanent: kalıcıdarken: kararmakreliable: güvenilirworried: endişelioptimistic: iyimsermeticulous: dikkatliopportunity: fırsatsudden: anidenwave: dalgadanger: tehlikeencouraged: cesaret verdidetermined: kararlıharmony: uyumsuccess: başarırecognition: karşılıkappreciate: takdir etmekcreativity: yaratıcılıkenthusiasm: coşkuexperience: deneyimadorned: renklendisecure: güvenmeklimited: sınırlıpractical: pratikintelligence: zekafocused: odaklandıteam: ekip
    続きを読む 一部表示
    13 分
  • Love, Roars, and Prehistoric Magic: A Valentine’s Day Adventure
    2026/02/07
    Fluent Fiction - Turkish: Love, Roars, and Prehistoric Magic: A Valentine’s Day Adventure Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-07-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Kışın soğuk bir Şubat günüydü ve bütün şehir kar altındaydı.En: It was a cold February day in winter, and the entire city was under snow.Tr: Erdem, Sevgililer Günü'nde Yasemin için özel bir şey yapmak istiyordu.En: Erdem wanted to do something special for Yasemin on Valentine’s Day.Tr: Yasemin için doğal tarih müzesinde bir macera planladı.En: He planned an adventure for Yasemin at the natural history museum.Tr: İlginç bir define avıydı bu.En: It was an interesting treasure hunt.Tr: Erdem, Yasemin'in böyle şeyleri sevdiğini biliyordu.En: Erdem knew that Yasemin loved things like this.Tr: Müze, devasa iskeletleriyle kocaman salonlarda ziyaretçilerin meraklı bakışları arasında dolup taşıyordu.En: The museum was bustling with visitors wandering through the vast halls, gawking at the giant skeletons.Tr: Erdem ve Yasemin, kalabalığın arasından geçerek en dikkat çekici sergiye ulaştılar: Dinozorlar.En: Erdem and Yasemin made their way through the crowd to the most striking exhibit: the dinosaurs.Tr: İskeletler tavan kadar yükseliyordu.En: Skeletons rose up to the ceiling.Tr: Dev dinozor kafatasları, etrafa ilgiyle bakan çocuklar ve yetişkinlerin gözlerini büyülüyordu.En: Giant dinosaur skulls captivated the eyes of curious children and adults alike.Tr: "Erdem, bu dinozorlardan biriyle selfie çekmemiz lazım!" dedi Yasemin, keşfe merakla atıldı.En: "Erdem, we need to take a selfie with one of these dinosaurs!" said Yasemin, eagerly embarking on the exploration.Tr: Erdem, müzenin bir köşesine yaslanmış, geliştirdiği plana odaklanmıştı.En: Erdem leaned against a corner of the museum, focused on his plan.Tr: Bir düşündü, "Yasemin, hadi şu haritaya bakalım.En: He thought for a moment, "Yasemin, let’s take a look at this map.Tr: Av için ilk ipucu dinozor maketlerinin arasında." Yasemin heyecanla elinden haritayı aldı ve dinozorların arasında gezmeye başladı.En: The first clue for the hunt is among the dinosaur models." Yasemin took the map enthusiastically and began to wander among the dinosaurs.Tr: Her şey yolunda gidiyordu, ancak Yasemin bir heykelin yanında durduğunda yanlışlıkla bir düğmeye bastı.En: Everything was going smoothly, but when Yasemin stopped beside a statue, she accidentally pressed a button.Tr: Aniden büyük bir mekanik gürültü duyuldu.En: Suddenly, a loud mechanical noise was heard.Tr: Dinozorun kafası hareket etmeye başlamıştı.En: The dinosaur’s head had started to move.Tr: Yasemin ve Erdem şaşkınlık ve hafif bir panikle etrafına bakındılar.En: Yasemin and Erdem looked around in surprise and slight panic.Tr: Ardından üst kattaki bir başka dinozor kükremeye başladı.En: Then another dinosaur on the upper floor started roaring.Tr: Müze bir an için Jurassic Park'a dönüşmüştü.En: For a moment, the museum had turned into Jurassic Park.Tr: Gelen ziyaretçiler şaşkınlıkla dinozorları izlerken, güvenlik görevlileri kalabalık arasında devriyeye çıkmıştı.En: As visitors watched the dinosaurs in amazement, security guards began patrolling through the crowd.Tr: Erdem derin bir nefes aldı, "Tamam, Yasemin.En: Erdem took a deep breath, "Alright, Yasemin.Tr: Bu durumu avantaja çevireceğiz.En: We’ll turn this situation into an advantage.Tr: Herkes bu gösteriyi seviyor."En: Everyone loves this show."Tr: Yasemin ise kahkahalarla, "Buna bayılıyorum!En: Yasemin, laughing, said, "I love it!Tr: Hadi, gösteriyi biz yönlendirelim!" dedi.En: Let's steer the show!"Tr: İkisi, dinozorların arasında dans ederek, patlayan müzik ve dinozor sesleri eşliğinde adeta bir performans sergiliyorlardı.En: The two of them danced among the dinosaurs, performing to the sound of blasting music and dinosaur noises.Tr: Müze görevlileri nihayet geldiğinde, seyirci gülmekten kendilerini alamıyordu.En: When the museum staff finally arrived, the audience couldn’t stop laughing.Tr: Görevlilerden biri, "Bunu inanılmaz bulduk!En: One of the staff, smiling, said, "We found this incredible!Tr: Tekrar yapmak ister misiniz?" dedi gülümseyerek.En: Would you like to do it again?"Tr: Erdem ve Yasemin birbirlerine şaşkın ama mutlu baktılar.En: Erdem and Yasemin looked at each other, both surprised and happy.Tr: Görevliler onları kutladı ve gelecekteki ziyaretler için ücretsiz giriş teklif etti.En: The staff congratulated them and offered free entry for future visits.Tr: O gün, dinozorlar arasında geçen macera ikisi için unutulmaz olmuştu.En: That day, the adventure among the dinosaurs became unforgettable for the two of them.Tr: Erdem, spontane olmanın ne kadar eğlenceli olabileceğini öğrenmişti.En: Erdem learned how much fun being spontaneous ...
    続きを読む 一部表示
    16 分
  • When Ancient Artifacts Ignite a New Connection
    2026/02/07
    Fluent Fiction - Turkish: When Ancient Artifacts Ignite a New Connection Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-02-07-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: İstanbul Arkeoloji Müzeleri, kış mevsiminin dingin ışığıyla aydınlanmış, zamanın izlerini taşıyan taş oymalar ve antik eserlerle doluydu.En: The İstanbul Arkeoloji Müzeleri, lit by the tranquil light of winter, was filled with stone carvings bearing the marks of time and ancient artifacts.Tr: Sergi açılışı için gelen insanlar, geçmişin büyüsüne kapılmış, dikkatle sergileri inceliyordu.En: People who had come for the exhibition opening were captivated by the charm of the past, carefully examining the displays.Tr: Emir içeri girdiğinde, kalabalığın içinde kendini kaybedenlerden biri olmaktan korkuyordu.En: When Emir entered, he feared becoming one of those lost in the crowd.Tr: Ancak, merak duygusu ona eşlik ediyordu.En: Yet, curiosity accompanied him.Tr: İçinde bir yerlerde bu serginin, tarihi keşfetme tutkusunu paylaşacağı biriyle tanışmasına yardım edebileceğini umuyordu.En: Somewhere inside, he hoped this exhibition might help him meet someone who shared his passion for discovering history.Tr: Leyla ise, profesyonel fotoğraf makinesi omzunda, serginin her detayını yakalamaya çalışıyordu.En: As for Leyla, with her professional camera slung over her shoulder, she was trying to capture every detail of the exhibition.Tr: Müzenin atmosferi, fotoğraf projesi için mükemmel malzeme sunuyordu.En: The museum's atmosphere offered perfect material for her photography project.Tr: Anlıktı; taşların dokusu, tarihî eserlerin suskunluğu, çapraz ışıkların yarattığı oyunlar… Leyla'nın dikkati bu detaylarda yoğunlaştığından, etrafındaki insan kalabalığını neredeyse fark etmiyordu.En: It was instantaneous; the texture of the stones, the silence of the historical artifacts, the play of cross lights... Because Leyla's attention was so focused on these details, she hardly noticed the crowd around her.Tr: Emir, müze salonlarının birinde, Leyla'nın fotoğraf çektiğini gördü.En: Emir saw Leyla taking photos in one of the museum halls.Tr: Leyla’nın müze içinde sergilenen, kadim zamanlardan kalmış eserlerle nasıl da uyum içinde çalıştığına hayran kaldı.En: He admired how Leyla worked in harmony with the artifacts from ancient times on display in the museum.Tr: Öte yandan, Emir'in içinde bir çekingenlik vardı.En: On the other hand, Emir felt a sense of shyness.Tr: Yeni insanlarla iletişime geçmek genelde onun için pek kolay değildi.En: Communicating with new people was generally not easy for him.Tr: Ancak, Leyla'nın fotoğraf makinesi ve işine duyduğu yoğun konsantrasyon, Emir'in ilgisini çekti ve sonunda cesaretini toplayarak yanına yaklaştı.En: However, Leyla's camera and her intense concentration on her work piqued Emir's interest, and he finally mustered up the courage to approach her.Tr: "Dikkatimi çeken kareler var mı?"En: "Have you captured any frames that caught your attention?"Tr: dedi.En: he asked.Tr: Leyla başını kaldırıp gülümsedi, "Evet, tarih her zaman büyüleyici değil mi?"En: Leyla looked up and smiled, "Yes, history is always fascinating, isn't it?"Tr: Konuşmaları kısa süre içinde derinleşti.En: Their conversation soon deepened.Tr: Emir, Leyla’nın fotoğraflarıyla yakalamaya çalıştığı hikayeleri merak ediyordu, Leyla ise Emir’in tarihi ilgisine ve bilgisinin derinliğine hayran kalmıştı.En: Emir was curious about the stories Leyla tried to capture with her photographs, and Leyla admired Emir's interest in history and the depth of his knowledge.Tr: İkisi de, aralarındaki ortak tutkuyu fark ederek, sergi hakkında daha fazla konuştular.En: Both, realizing their shared passion, talked more about the exhibition.Tr: Lezzetli sohbetin ardından, Emir bir cesaret gösterdi ve tereddütsüz bir şekilde "Bu sergiyi birlikte daha fazla gezmeye ne dersin?En: After the delightful conversation, Emir showed courage and said without hesitation, "How about we explore more of this exhibition together?Tr: Belki birlikte başka keşifler de yaparız," dedi.En: Maybe we'll make other discoveries too."Tr: Leyla, tekliften memnun bir şekilde, "Harika olur!En: Leyla, pleased with the offer, replied, "That would be great!Tr: Hem daha fazla fotoğraf çekmek istiyorum," diye cevapladı.En: Besides, I want to take more photos."Tr: Gün batmaya yaklaşırken, serginin son bölümlerini birlikte incelediler.En: As the day approached sunset, they examined the last sections of the exhibition together.Tr: Müze kapanana kadar konuşmaya, keşfetmeye ve gülüşmeye devam ettiler.En: They continued talking, exploring, and laughing until the museum closed.Tr: Çıkışta, birbirlerine iletişim bilgilerini verip yeniden buluşmayı planladılar.En: Upon leaving, they exchanged ...
    続きを読む 一部表示
    17 分